Abdülaziz Bekkine Kimdir? Hayatı, İrşad Faaliyetleri ve Mirası

0 yorumlar
Abdülaziz-Bekkine-Kimdir-Hayatı,-İrşad-Faaliyetleri-ve-Mirası

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, tekkelerin kapatıldığı ve dini hayatın büyük baskılarla karşılaştığı bir çağda, manevi geleneği yaşatmak son derece güç bir sorumluluktu. Abdülaziz Bekkine; bu zorlu dönemde cami kürsülerinde, ev sohbetlerinde ve gönüllerde bıraktığı izlerle Nakşibendî-Hâlidî geleneğinin Türkiye’deki en önemli halkalarından biri olmuştur. Üniversite gençliği üzerindeki derin etkisi ve Nurettin Topçu gibi bir düşünürü derinden dönüştürmesi, onun sıradan bir imam-hatip olmanın çok ötesine geçtiğini göstermektedir.

Abdülaziz Bekkine’nin Doğumu ve Ailesi: Kazanlı Bir Tüccar Ailesi

Abdülaziz Bekkine, 1895 yılında İstanbul’un Mercan semtinde dünyaya geldi. Ailesi, Kazan’dan göç ederek İstanbul’a yerleşmiş bir tüccar hanedanıydı; babası Hâlis Efendi bu ailenin İstanbul’daki temsilcisiydi.

İlk dinî ve Arapça derslerini Beyazıt Kaptanpaşa Camii imamı Halil Efendi’den alan genç Abdülaziz, ardından Dârüttedrîs Mektebi’ne girerek buradan mezun oldu. Henüz on beş yaşındayken ailesiyle birlikte Kazan’a gitti ve öğrenimine bir süre orada devam etti.

Buhara’da İlim Yılları ve Sovyet Devrimi’nin Gölgesi

Kazan’dan Buhara’ya geçen Bekkine, devrin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri derinlemesine okudu. Buhara, o dönemde İslam ilim geleneğinin Orta Asya’daki son kalelerinden biri olma özelliğini koruyordu. Babasının vefatı üzerine tekrar Kazan’a döndü.

1917 Devrimi ve Geri Dönüş

Sovyet Devrimi’nin patlak vermesi, Bekkine ailesinin geleceğini kökten değiştirdi. On altı kardeşiyle birlikte İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. Bir süre Bakü’de bekledikten sonra 1921 yılında İstanbul’a kavuştu. İstikrarın yerini belirsizliğe bıraktığı bu dönemde geçimini sağlamak için kardeşleriyle birlikte bakkal dükkânı işletti.

Nakşibendî Geleneğine İntisap: Gümüşhânevî Silsilesi

İstanbul’a döndükten sonra Beyazıt Medresesi’ne devam eden Bekkine, burada hayatının en belirleyici tanışmasını yaşadı: Medrese arkadaşı Mehmet Zahit Kotku Efendi ile birlikte, ünlü Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin halifelerinden Tekirdağlı Şeyh Mustafa Feyzi Efendi’ye intisap etti.

Tarikat Silsilesi ve İcâzet

1922 yılında Mustafa Feyzi Efendi’den hem icâzet hem de Gümüşhânevî’nin meşhur eseri Râmûzü’l-Ehâdis’i okutma izni alan Bekkine’nin tarikat silsilesi şu şekilde uzanmaktadır: Mustafa Feyzi → Ömer Ziyâeddin Dağıstânî → Gümüşhânevî → Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî. Şeyhinin vefatının ardından uzun yıllar Serezli Hasib Yardımcı Efendi’den de istifade etti.

Abdülaziz Bekkine’nin İmamlık Yılları ve Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii

İrşad izni aldıktan sonra imamlık görevine başlayan Bekkine, Beykoz ve Aksaray’daki camilerle Yazıcı Baba ve Kefevî camilerinde hizmet verdi. Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte Bekkine soyadını aldı.

1939 yılında görevi Zeyrek’teki Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii’ne nakledildi. Hayatının geri kalan on üç yılını bu camide geçirdi. Camii, zamanla yalnızca bir ibadet mekânı olmaktan çıkarak etrafında ilim halkalarının döndüğü bir irfan merkezine dönüştü.

Tekkelerin Kapatılması Sonrası İrşad: Abdülaziz Bekkine’nin Ev Sohbetleri

1925 yılında tekkelerin kapatılması, manevi geleneğin sürdürülmesini köklü biçimde dönüştürdü. Abdülaziz Bekkine de diğer şeyhler gibi irşad faaliyetini kamusal alandan çekerek evindeki sohbet halkalarına taşıdı.

Üniversite Gençliği Üzerindeki Etkisi

Bu sohbetlerin en dikkat çekici boyutu, katılımcı kitlesinin büyük bölümünü üniversite öğrencilerinin oluşturmasıydı. Cumhuriyet’in laikleşme dalgasının en güçlü biçimde hissedildiği üniversite ortamında manevi bir arayış içindeki gençlerin Bekkine’nin etrafında toplanması; onun yalnızca geleneksel bir tekke şeyhi olmadığını, aynı zamanda modern dünyanın sorunlarına cevap arayan zihni tatmin eden bir rehber olduğunu ortaya koymaktadır.

Nurettin Topçu ile Unutulmaz Bağ

Abdülaziz Bekkine’nin en çarpıcı etkisi, Cumhuriyet devri Türk düşünce hayatının önde gelen isimlerinden Nurettin Topçu üzerinde kendini göstermiştir. Topçu, Bekkine’ye intisap ederek düşünce dünyasına yepyeni bir yön verdi.

Bu ilişkinin derinliği, Bekkine’nin vefatının ardından Topçu’nun kaleme aldığı “Yıldırım’ın Huzurunda” başlıklı yazıyla gözler önüne serilmektedir. Yazı; şeyhini kaybetmenin yarattığı derin acının ve manevi yıkımın bir ürünüdür. Bir düşünürün şeyhine yazdığı bu ağıt, iki isim arasındaki bağın ne denli köklü olduğunu belgeler niteliktedir.

Abdülaziz Bekkine’nin Râmûzü’l-Ehâdis Dersleri ve İlmi Mirası

Abdülaziz Bekkine, yıllar boyunca Gümüşhânevî’nin Râmûzü’l-Ehâdis adlı eserini okuttu. Bu derslerin derlenerek “Râmûz el-Ehâdîs: Hadisler Deryası Tercümesi” adıyla iki cilt halinde yayımlanması, onun ilmi mirasının en somut belgesi oldu. Lütfi Doğan ve M. Cevat Akşit tarafından 1982 yılında neşredilen bu eser, Bekkine’nin sohbet halkalarında hayat bulan hadis geleneğini sonraki nesillere aktaran önemli bir kaynak olma özelliğini korumaktadır.

Abdülaziz Bekkine’nin Vefatı ve Mirasın Devri

İkinci hac ziyaretinden dönüşünde hastalandı ve 2 Kasım 1952’de vefat etti. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne, şeyhi Hasib Efendi’nin yanı başına defnedildi.

Vefatının ardından irşad faaliyeti, yakın arkadaşı ve yol kardeşi Mehmet Zahit Kotku Efendi tarafından sürdürüldü. Kotku, Bursa’dan İstanbul’a dönerek Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii’nin imamlık görevini devraldı. Böylece Bekkine’nin bıraktığı manevi miras, Kotku eliyle İskenderpaşa Camii’ne ve oradan da çok daha geniş kitlelere ulaştı.

Abdülaziz Bekkine’nin mirası; yalnızca irşad ettiği bireylerle değil, onların yetiştirdiği nesiller ve Nurettin Topçu gibi düşünürler üzerinden Türk fikir ve maneviyat hayatına bıraktığı kalıcı izlerle yaşamaya devam etmektedir.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın