Ebüssuûd Efendi Kimdir? Osmanlı’nın En Büyük Şeyhülislâmının Hayatı ve Mirası

0 yorumlar
Ebüssuûd Efendi Kimdir? Osmanlı'nın En Büyük Şeyhülislâmının Hayatı ve Mirası

Osmanlı ilim ve hukuk tarihinin en parlak simalarından biri olan Ebüssuûd Efendi; “müftilenâm, sultânü’l-müfessirîn, Ebû Hanîfe-i Sânî” gibi nadide unvanlarla anılan, yirmi sekiz yıl on bir ay şeyhülislâmlık makamında kalan ve Kanûnî Sultan Süleyman döneminin hukukî mimarisini büyük ölçüde tek başına inşa eden bir dâhiydi. Fıkıhtan tefsire, arazi hukukundan ilmiye teşkilâtına uzanan geniş bir alanda bıraktığı iz, bugün hâlâ Osmanlı hukuk tarihinin temel referans noktalarından biri olmaya devam etmektedir.

Ebüssuûd Efendi Doğumu, Ailesi ve Kökleri

Ebüssuûd Efendi, yaygın kabule göre 17 Safer 896’da yani 30 Aralık 1490’da İstanbul yakınlarındaki Meteris köyünde dünyaya geldi. Asıl adının Muhammed olduğu, Ebüssuûd’un ise bir künye ya da lakap olduğu anlaşılmaktadır. Ailesi, Çorum’a bağlı İskilip’ten gelmektedir.

Babası Şeyh Muhyiddin Muhammed Yavsî, Fâtih Sultan Mehmed’in oğlu Şehzade Bayezid’in Amasya sancak beyliği döneminde onun yakın çevresine girmiş; Bayezid’in padişah olmasının ardından İstanbul’a davet edilerek Sultanselim civarında kendisi için bir tekke inşa ettirilmiştir. Bu tekke sonraki yıllarda Sivâsî Tekkesi olarak tanınacaktır. Bu yakınlık nedeniyle Şeyh Yavsî “hünkâr şeyhi” unvanıyla da anılmaktadır.

Ebüssuûd Efendi Annesi ve Ali Kuşçu Bağlantısı

Ebüssuûd Efendi’nin annesi Sultan Hatun’un, dönemin önde gelen astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu’nun kızı ya da kardeşinin kızı olduğu kaynaklarda aktarılmaktadır. Bu soy bağı, Ebüssuûd Efendi’nin ilim geleneğiyle olan derin köklü ilişkisinin aile zemininde de şekillendiğini gözler önüne sermektedir.

Ebüssuûd Efendi Eğitim Hayatı ve Hocalık Yılları

Ebüssuûd Efendi ilk tahsilini babasının yanında tamamladı. Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin kelâm ve belâgata dair eserleriyle çeşitli tefsir kitaplarını babasından okudu. Ardından Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Mevlânâ Seydî-i Karamânî ve bazı kaynaklara göre İbn Kemal’den ders aldı.

Hocası Mevlânâ Seydî-i Karamânî’nin kızı Zeyneb Hanım’la evlenen Ebüssuûd Efendi, ilk olarak 1516’da Çankırı Medresesi’ne tayin edildi. Ardından sırasıyla İnegöl İshak Paşa, Dâvud Paşa, Mahmud Paşa ve Bursa Sultâniye medreselerinde müderrislik yaptı. 1528’de Medâris-i Semâniyye’den Müftü Medresesi’ne geçti.

Kazaskerlik ve Şeyhülislâmlık Yolculuğu

Beş yıllık müderrisliğin ardından önce Bursa kadılığına, ardından 1533’te İstanbul kadılığına getirildi. 1537’de ise Rumeli kazaskerliğine tayin edilerek padişahın seferlerine katıldı. Kara Boğdan, Estergon ve Budin seferlerinde Kanûnî’nin yanında yer aldı; Budin’in fethinin ardından şehirde ilk cuma namazını bizzat kıldırdı.

Şeyhülislâmlığın Zirve Dönemi

Sekiz yıl Rumeli kazaskerliği yaptıktan sonra 1545’te şeyhülislâm olan Ebüssuûd Efendi, bu makamı yirmi sekiz yıl on bir ay boyunca büyük bir dirayetle yönetti. Şeyhülislâmlık onun döneminde kurumsal açıdan da dönüşüm geçirdi: Maaş günlük 200 akçeden 600 akçeye çıkarıldı; yüksek seviyeli müderris ve mevleviyet kadılarını tayin yetkisi şeyhülislâmlara verildi. Böylece şeyhülislâmlık hem maddî hem de manevî açıdan kazaskerliğin üstüne çıkarıldı.

İlmiye Teşkilâtına Verdiği Düzen

Ebüssuûd Efendi’ye kadar sistemli bir mülâzemet usulü bulunmuyordu. Bu düzensizliğin yol açtığı şikâyetler üzerine Kanûnî’nin emriyle göreve getirilen Ebüssuûd, her pâyede kaç mülâzım verileceğini belirledi ve yedi yılda bir mülâzemet usulünü kanunlaştırdı. Medrese mezunlarının kazasker meclisindeki deftere kaydolarak sıra beklemesini zorunlu kılan bu sistem, uzun yıllar düzenli biçimde uygulandı.

Muhtemelen kendisi tarafından hazırlanan İlmiye Kanunnâmesi ise ilmiye teşkilâtının genel çerçevesini hukukî bir zemine oturttu.

Hukuk Alanındaki Hizmetleri: Osmanlı’nın Hukuk Mimarı Ebüssuûd Efendi

Ebüssuûd Efendi’nin en kalıcı mirası hukuk alanında bıraktıklarıdır. Şer’î hukukun gölgesinde örfî hukukun gelişmesine zemin hazırlaması ve klasik İslâm hukuku görüşlerini döneminin sorunlarına uyarlayarak çözüm üretmesi onu diğer Osmanlı şeyhülislâmlarından ayıran temel özelliktir.

Para Vakfı Meselesi ve Cesur Fetvalar

Ebüssuûd Efendi’nin en tartışmalı ama en etkili fetvalarından biri para vakıflarının cevazına ilişkindir. Anadolu Kazaskeri Çivizâde’nin şiddetle karşı çıktığı bu fetva, zamanla uygulama alanı buldu ve kanun haline geldi. Ebüssuûd Efendi bu fetvada İmam Muhammed’in görüşünü esas alarak para vakıflarında mislin bekasının, vakfedilen malın aynının bekası hükmünde sayılabileceğini savundu.

Devlete açık biçimde itiraz etmekten de çekinmedi. Padişahın müste’menlerin şahitliğine izin veren fermanına “Nâ-meşrû olan nesneye emr-i sultânî olmaz” diyerek karşı çıktı. Ayasofya vakıf kiracılarının kira bedellerini düşük tutmak için başvurduğu padişah fermanı için de aynı tutumu sergiledi: “Olmaz! Emr-i sultânî ile, nâ-meşrû olan nesne meşrû olmaz; haram olan nesne helâl olmak yokdur.”

Mîrî Arazi Sisteminin Hukukî Temeli

Osmanlı toprak düzeninin hukukî mimarisi de büyük ölçüde Ebüssuûd Efendi’nin fetvalarına dayanmaktadır. Çıplak mülkiyeti devlete, tasarruf hakkı reâyâya ait olan mîrî arazi rejimini İslâm hukukunun devlet başkanına tanıdığı takdir yetkisi çerçevesinde yorumlayarak meşrulaştırdı. Kanûnî döneminin arazi kanunnâmelerinde yer alan dokuz fetvadan sekizi doğrudan Ebüssuûd Efendi’ye aittir.

Hanefî Mezhebi ve Kazâî Birlik Anlayışı

Ebüssuûd Efendi, Osmanlı mahkemelerinde Hanefî mezhebinin yerleşik görüşlerini esas alan tutumunu; mutaassıp bir mezhepciliğin değil, ülkede hukukî istikrarı ve kanun önünde eşitliği sağlama amacının bir gereği olarak benimsedi.

Bununla birlikte sosyal şartlar değiştiğinde mezhep içindeki farklı görüşlere başvurmaktan da çekinmedi. Nikâhın yalnızca velinin izniyle kıyılabileceği hükmü, kahve içmenin cevazı ve ibret gözüyle seyredilmesi şartıyla karagöz oyununun meşru olduğuna dair fetvalar; onun sosyal ihtiyaçları hukuki çerçevede karşılama konusundaki esnekliğini gözler önüne sermektedir.

Tefsir İlmindeki Yeri: Sultânü’l-Müfessirîn

Osmanlı âlimlerinin büyük çoğunluğu Kur’an’ın tamamını tefsir etmek yerine önceki tefsirlere hâşiye yazmakla yetinirken Ebüssuûd Efendi Kur’an’ın bütününü baştan sona tefsir eden ender isimlerden biri oldu.

İrşâdü’l-Aklı’s-Selîm

Kanûnî Sultan Süleyman’a sunduğu Arapça tefsiri İrşâdü’l-Aklı’s-Selîm; esbâb-ı nüzûl, nesih, kıssalar, fıkhî ve kelâmî meseleler ile belâgat ve i’câz konularını kapsamlı biçimde ele almaktadır. Zemahşerî’nin el-Keşşâf’ı, Beyzâvî’nin Envârü’t-tenzîl’i ve Râzî’nin Mefâtîhu’l-gayb’ından geniş ölçüde yararlanan bu eser, bazı âlimlerce bu kaynaklardan daha üstün tutulmuştur. “Sultânü’l-müfessirîn ve hâtimetü’l-müfessirîn” unvanları, tefsir ilmindeki bu zirvesinin açık bir ifadesidir.

Şahsiyeti ve Ebüssuûd Efendi Kanûnî ile İlişkisi

Kaynaklar Ebüssuûd Efendi’yi uzun boylu, ince yapılı, uzun sakallı, güleç yüzlü ve vakur biri olarak tanıtmaktadır. Etrafındakilere son derece yumuşak davranmasına karşın meclisinde kimse ağzını açamazdı; müderrisliği döneminde bayram tatilleri dışında dersini asla aksatmadı; müftülüğü sırasında her gün yüzlerce fetva verdi.

Kanûnî Sultan Süleyman onun ilmine ve kişiliğine derin bir saygı duyuyordu. Süleymaniye Camii’nin temelini teberrüken ona attırdı. Sigetvar seferinde yolda hasta olan Ebüssuûd Efendi’ye yazdığı mektupta şu satırlar yer almaktaydı: “Halde haldaşım, sinde sindaşım, âhiret karındaşım, tarîk-i hakda yoldaşım Molla Ebüssuûd Efendi Hazretleri…” Bu satırlar; padişah ile şeyhülislâm arasındaki eşsiz bağın belki de en güzel belgesidir.

Ebüssuûd Efendi Hayır Eserleri ve Vefatı [H2]

Ebüssuûd Efendi hayatı boyunca pek çok hayır eseri yaptırdı. Eyüp Sultan’daki zâviye, sıbyan mektebi ve sebilden oluşan külliyesi; İstanbul’da kendi adını taşıyan çeşme ve hamam; İskilip’te cami, imaret ve mektep bunların başında gelmektedir. Kırım’ın Kefe şehrinde bir cami, İnebahtı’da bir mescit ve Şehremini’nde bir sıbyan mektebi de onun vakıfları arasında yer almaktadır.

5 Cemâziyelevvel 982 yani 23 Ağustos 1574 tarihinde vefat eden Ebüssuûd Efendi, cenaze namazının ardından bizzat inşa ettirdiği sıbyan mektebinin hazîresine Eyüp Camii civarında defnedildi. Haremeyn’de de gıyabında cenaze namazı kılındı; pek çok şair onun için mersiye kaleme aldı.

Ebüssuûd Efendi Mirası: Osmanlı Hukukunun Köşe Taşı

Ebüssuûd Efendi’nin mirası; yalnızca fetvaları, tefsiri ve yetiştirdiği âlimlerle değil, Osmanlı hukuk düzeninin kurumsal çerçevesiyle de günümüze ulaşmaktadır. Şair Bâkî, Hoca Sâdeddin ve Sun’ullah Efendi gibi devin isimler onun yetiştirdiği talebeler arasındadır. Kanunnâmelere geçen fetvalarıyla Osmanlı devlet aklının hukukî omurgasını oluşturan Ebüssuûd Efendi; bir şeyhülislâmın kurumu nasıl dönüştürebileceğinin ve hukukun nasıl yaşayan bir güce dönüştürülebileceğinin en müstesna örneği olarak tarihe geçmiştir.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın