Cihan Penah “Âlemin Sığınağı” Olan Emperyalist Olamaz!

Osmanlı’dan bize kalan miras tertemiz ve onur verici bir mirastır.

0 yorumlar
cihan-penah-alemin-siginagi-olan-emperyalist-olamaz

Osmanlı’dan bize kalan miras tertemiz ve onur verici bir mirastır.

Ezher’de bir diyalog

Mısır’da Ezher’in bahçesinde kendileri ile isimlendirilmiş revakların altında Osmanlı uleması kendi arasında konuşuyor idiler. Padişah ve Osmanlı Devleti yanlısı olmanın bedeli olarak yaşadıkları ağır sürgünlerin ardından Mısır onlara kucak açmış, hatta bazıları küçük maaşlarla zor günlerin ardından bir parça rahata ermişlerdi.

Avrupa’da yaşadıkları zor günlerin ardından Mısır bir İslam yurdu ve Osmanlı toprağı idi. Sadece toprak olarak kalmayıp Mısır, 1960’lı yıllara kadar entelektüel anlamda da Osmanlı olmaya devam etti.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den Zahid’ül Kevseri’ye; Mehmet Akif Ersoy’dan İzzettin Kassam’a kadar kalabalık bir muharrir topluluğu Mısır’da adeta randevulaşmış gibi buluştular ve hepsinin ortak özelliği rejim düşmanı ilan edilmeleri idi.

Varlığı için ömür verdikleri; istiklali için savaştıkları, istiklal marşı yazdıkları bir devlet tarafından sakıncalı ilan edilmek, rejim düşmanı ilan edilmek ne zor olmalı. Bu her idealist devlet adamının karşılaşacağı bir son olarak her zaman mümkün olmuştur.

Osmanlı’ya emperyalizm suçlaması

Geçmişi, anı ve geleceği konuşuyorlardı ve bir Arap muharrir fazlaca İngiliz etkisinde kalmış olmalı ki Afrika’da Osmanlı hegemonyasından bahsetmeye başladı.

Sakin bir şekilde dinledikten sonra söz alan bir Osmanlı muharriri konuyu bir daha açılmamak üzere kapatacak şu kısa konuşmayı yaptı:

“Kıymetli kardeşlerim! İşte şurada İngilizler ve Fransızlar 50 yıl kadar bir zamandır emperyalist duygularla bulunmaktadırlar ve ahalinin bir kısmı İngilizce ve Fransızca konuşmaya mecbur bırakılmıştır.

Az bir zaman içinde Afrika’da ana dilin İngilizce ve Fransızcaya dönüşmüş olması ve bugünkü manzara bu konuşmanın ne kadar ileri görüşlü olduğunun da bir ispatıdır.

Biz Osmanlı olarak 300 yılı aşkın zamandır buradayız ve hiçbir Afrika vatandaşına dilimizi dayatmadık ki çoğu, lisanımızı bilmezler.

Biz buraya emperyalist maksatlarla gelmiş değiliz ve buna özen içinde riayet ettik. Bu sebeple bugün burada bir Osmanlı hegemonyasını ilan etmek vicdansızca ve vefasızca bir iş olur.”

Osmanlı’nın yönetim anlayışı

Ezher’in bahçesinde geçen ve Ali Ulvi Kurucu Üstadımızın hatıratında ayrıntılı bir şekilde anlatılan bu olay oldukça dikkat çekici bir biçimde Osmanlı devlet aklının kardeş coğrafyalarda bulunma biçimi ile ilgili bize çok önemli ipuçları vermektedir.

Gerçekten bugün ecdadımızın bulunduğu ve hatta Osmanlı eyaleti statüsünde bulunan bölgelerde bile ahali Türkçe konuşmaya mecbur bırakılmamıştır.

Yıllar önce master tezimi kaleme alırken kendisine ilmî tenkitlerde bulunduğum Nadir Özbek “Osmanlı İmparatorluğunda Sosyal Devlet, Siyaset, İktidar ve Meşruiyet” isimli eserinde II. Abdülhamit döneminde çok geniş bir Osmanlı coğrafyasında yapılan imar ve inşa faaliyetlerini eleştirerek ve salt ideolojik ve şahsi bir amaca nispet ederek anlatıyordu.

Bu gayreti ile Sultan Abdülhamid’in imar ettiklerinin tüm Osmanlı padişahlarının yaptığının kat kat fazlası olduğunu da ilan etmişti.

Hatta Özbek bunun yapılış amacının ideolojik olarak tüm dünyada başlayan yeni uluslaşma sürecini püskürtme ve Osmanlı evreninde bir ters etki yaratma gayreti olarak ele almıştı.

Sultan Abdülhamit, Özbek’e göre İslamcılık ideolojisi temelinde ulusçuluk odaklı kopuşları püskürtmeyi hedeflemişti.

Osmanlı himayesinde ve hilafet şemsiyesi içinde bulunan ahalinin isyanını geciktirmeye yönelik bir amaçla yapılmıştı tüm imar ve ihya çalışmaları.

Osmanlı’nın sistem yaklaşımı

Osmanlı’nın sistem olarak ulusçu bir formda olmadığı ve Millet sistemi odaklı bir yapıda olduğu ve hilafet sorumluluğunun bir gereği olarak tüm dünyadaki krizleri özenle takip ederek Nizamı Âlem’in ihya ve ikbali için gayret ortaya koymasından daha doğal bir şey olamazdı.

Burada önemli olan tüm dönemlerinde İslam dünyasında ortaya koyduğu gayret ve üretimlerde kullandığı yüksek siyaset dilidir.

Bir tutarlılık içinde Batı uygarlığınca var olan çok yönlü taarruzu püskürtmek amacıyla yapılan çalışmalar gerekli, fevkalade yerinde idi ve çok büyük bir tesir var ettiği gibi bugüne dair de oldukça yol gösterici bir dil ve model oluşturmuştur.

Cihan-penah bir duruşun gereklilikleri

Bir aşiret beyliği iken başta adalet ve insani değerlere verdiği önem sayesinde kısa sürede üç kıtada hâkimiyet kurma başarısını gösteren Osmanlı Devleti, yıkılma sürecine girildiği dönemlerinde bile dünyanın ezilen, zulme uğrayan, dara düşen her millet ve ferdi için bir sığınak olma özelliğini korumuştur.

Osmanlı padişahları “Cihan-penah (cihanın sığınağı, koruyucusu)” “âlempenah gibi vasıflarla anılmıştır.

Günümüz terminolojisinde “insani diplomasi” olarak da adlandırılan bu tür uygulamalar, Osmanlı Devleti’ne medeniyet tesis eden bir devlet olma özelliği kazandırmıştır.

Kardeş ve dindaşlar yanında tüm insanlığa yönelik destekleyici faaliyetler ortaya koyan Osmanlı Devleti insanlık tarihinin en güçlü insani diplomasi yapan devletidir.

Osmanlı’nın mirası ve günümüze etkisi

Bugün bile ülkemizin siyasal ve kültürel etki sahası bu mesainin bir ürünüdür.

Osmanlı devleti tarafından var edilen ve bugün hala cari olan tarihi servet, milli sermayemiz olarak değerlidir.

Her devlet kendisinden önce var olan hikâyenin bir parçasıdır ve o hikâyeye aittir.

Bizde; din ve millet temelinde, kendimizden önceki muazzam hikâyenin bir hülasasıyız.

Osmanlı emperyalist miydi?

Osmanlı siyasal, kültürel bir emperyalist güç değildir.

Yüksek siyaset ancak çok nitelikli insan aklının ve kaynağının ortaya koyabileceği bir mesaidir.

Özellikle sınır ötesi çalışmalar, diplomasi ve farklı kültürler içinde var olma becerisi bir ilmi, zihinsel derinliği, adanmışlık ve özveriyi zorunlu kılar.

Bugün de ihtiyaç duyulan mesai ve yüksek beceriler zorunlu kılmaktadır.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın