Şemseddin Sami Kimdir? Türk Edebiyatının İlk Romancısı ve Büyük Lügatçi

Türk edebiyatının ilk telif romanını yazan, Türkçenin en kapsamlı sözlüklerinden birini hazırlayan, gazetecilik ve tiyatro yazarlığıyla da döneminin en çok yönlü kalemleri arasında yer alan Şemseddin Sami..

0 yorumlar
Şemseddin Sami Kimdir? Türk Edebiyatının İlk Romancısı ve Büyük Lügatçi

Türk edebiyatının ilk telif romanını yazan, Türkçenin en kapsamlı sözlüklerinden birini hazırlayan, gazetecilik ve tiyatro yazarlığıyla da döneminin en çok yönlü kalemleri arasında yer alan Şemseddin Sami; Tanzimat sonrası Osmanlı kültür tarihinin en özgün ve en üretken aydınlarından biridir. Hem Türkçenin hem de Arnavutçanın gelişimine kurucu katkılar sunan bu benzersiz dil bilgini, tek bir kimliğe sığmayı reddeden gerçek bir Osmanlı entelektüelinin portresini çizmektedir.

DOĞUMU VE AİLESİ: FRAŞER’DEN İSTANBUL’A

Şemseddin Sami, 1 Haziran 1850 yılında bugün Arnavutluk sınırları içinde kalan Fraşer köyünde dünyaya geldi. Babası, Berat’tan göçen Tımar beylerinden Fraşerli Halit Bey; annesi ise II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet döneminin Osmanlı komutanlarından İmrahor İlyas Efendi’nin soyuna mensup Emine Hanım’dır. Bektaşi bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelen Şemseddin Sami, eğitimine köyündeki Mekteb-i İbtidaî’de başladı.

Henüz dokuz yaşındayken annesini, iki yıl sonra babasını kaybetti. Beş kardeşiyle birlikte ağabeyi Abdül Bey’in yanına Yanya’ya gitti. Bu şehirde ağabeyi Naim ile birlikte dönemin en prestijli okullarından Zossimaia Skoli adlı Rum okuluna kaydoldu.

ÇOK DİLLİ BİR EĞİTİM: YANYA YILLARI

Modern öğretim yöntemlerinin uygulandığı bu okulda klasik ve modern Yunanca, Latince, İtalyanca ve Fransızca öğrenen Şemseddin Sami; normal süresi sekiz yıl olan bu okulu yedi yılda tamamladı. Doğu dillerine olan ilgisi Fraşer’deyken başlamıştı; Yanya’da aldığı özel derslerle Arapça ve Farsçasını da ilerletti.

Bu çok dilli eğitim, Şemseddin Sami’nin ilerleyen yıllarda hem Türk hem de Arnavut dil çalışmalarında öncü bir isim olmasının temelini oluşturdu.

İSTANBUL’A GELİŞ VE GAZETECİLİK YILLARI

1871’de İstanbul’a gelen Şemseddin Sami, Matbuat Kalemi’ne girdi. Bu dönemde Yeni Osmanlılar’la tanışarak Ebüzziya Tevfik’e ait Hadika gazetesinde yazılar yazdı ve Fransızcadan çeşitli tercümeler yaptı.

Türk Edebiyatının İlk Telif Romanı

1872 yılında Hadika gazetesinde tefrika halinde yayımlanan Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat, Türk edebiyatının ilk telif romanı olma özelliğini taşımaktadır. Geleneksel toplum normlarını eleştiren ve görücü usulü evliliği sorgulayan bu eser; ilk telif roman denemesi olmanın doğal sınırlılıklarına karşın, kadın-erkek ilişkilerini sosyal bir sorun olarak edebiyata taşıyan öncü niteliğiyle Tanzimat romanının temel temalarını belirlemede kurucu bir rol üstlendi.

TRABLUSGARP, SABAH VE TERCÜMAN-I ŞARK

1873’te Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre oyununun sahnelenmesinin ardından yaşanan karışıklıklar nedeniyle Ebüzziya Tevfik sürgüne gönderilince Hadika gazetesini devraldı. Gazetenin kapatılmasının ardından Sirac gazetesine geçti.

1874’te Matbuat İdaresi tarafından Trablusgarp’a tayin edilen Şemseddin Sami, burada Sami Paşa’nın himayesinde çıkan Türkçe-Arapça Vilayet gazetesinde başmuharrirlik yaptı. 1876’da Mihran Efendi ile birlikte günlük Sabah gazetesini yayımlamaya başladı. Ardından Tercüman-ı Şark gazetesinde başmuharrir olarak çalıştı; “Şundan Bundan” başlıklı yazıları kamuoyunun geniş ilgisini çekti.

ARNAVUT KİMLİĞİ VE DİL ÇALIŞMALARI

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında Balkanlar’da yaşanan siyasi çalkantı, Arnavutların yaşadığı bölgelerin farklı güçlerin egemenliğine geçme tehlikesini beraberinde getirdi. Şemseddin Sami, ağabeyi Abdül Bey’in liderliğini yaptığı Arnavut hareketine yakınlaşarak siyasi yazılar kaleme aldı.

Arnavutça İçin Alfabe

1879’da İstanbul’da Cemiyyet-i İlmiyye-i Arnavudiyye’nin kurulmasına öncülük eden Şemseddin Sami, Arnavutçanın grameri üzerine de çalışarak bu dilin Latin harfleriyle yazımını mümkün kılacak bir alfabe hazırladı. Bu çalışma; Arnavut tarafında onu milli bir kahraman olarak konumlandırırken Türkiye’deki milliyetçi tarih yazımı tarafından büyük ölçüde görmezden gelinmiştir. Oysa Şemseddin Sami’nin her iki dile ve her iki kimliğe eş zamanlı bağlılığı, gerçek anlamda çok kültürlü bir Osmanlı aydın portresinin en çarpıcı örneğini sunmaktadır.

SÖZLÜKÇÜLÜK: KAMUS-I TÜRKİ VE BÜYÜK MİRAS

Tercüman-ı Şark gazetesinin 1878’de kapatılmasının ardından Victor Hugo’nun Sefiller’ini Fransızcadan Türkçeye kazandıran Şemseddin Sami, bu dönemden itibaren ilmi çalışmalarını ön plana aldı.

Kamus-ı Fransevi adlı sözlüğünün Fransızcadan Türkçeye kısmını 1882’de, Türkçeden Fransızcaya kısmını ise 1885’te yayımladı. Bu büyük emek karşılığında II. Abdülhamid tarafından İftihar Madalyası ile ödüllendirildi.

Kamus-ı Türki: Türkçenin Tarihi Başvurusu

1896’da Kamus-ı Arabi’yi, ardından 1899-1900 yılları arasında Türkçenin en kapsamlı sözlüklerinden biri olan Kamus-ı Türki’yi yayımladı. Bu eser; Türkçenin kelime dağarcığını sistematik biçimde ortaya koyma çabası ve dilin gramer yapısını modern linguistik yöntemlerle inceleme anlayışıyla; kendisinden sonraki dil araştırmalarının temel başvuru kaynağı olma özelliğini bugün hâlâ korumaktadır.

TİYATRO YAZARLIĞI: SAHNEYE TAŞINAN AHLAK

Şemseddin Sami’nin edebî kimliğinin göz ardı edilmemesi gereken bir boyutu da tiyatro yazarlığıdır. Fransız dram yazarı Dumanoir’dan tercüme ettiği İhtiyar Onbaşı piyesi kamuoyunun ilgisini çekince 1874’te Besa yahut Ahde Vefa adlı özgün bir oyun kaleme aldı. Arnavut milletinin ahlakını ve âdetlerini sahneye taşıyan bu eser, Gedikpaşa tiyatrosunda sahnelenerek döneminin dikkat çeken yapıtları arasına girdi.

Günlük konuşma dilini yakalayan diyaloglar ve sahneye uyarlanan bir yapı; piyeslerini çağdaşlarının denemelerine kıyasla daha başarılı kılan unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Seydi Yahya adlı piyesini Endülüs tarihinden, Gâve adlı eserini ise Şehname’deki demirci Gâve ile Dahhâk’ın hikâyesinden ilhamla yazdı.

AYDINLANMACI KİMLİK: CEP KİTAPLARI VE BİLGİNİN YAYILMASI

Şemseddin Sami’nin kültür alanındaki faaliyetleri, Türk modernleşmesinin aydınlanmacı ruhunu yansıtmaktadır. Astronomi, jeoloji ve antropoloji gibi bilimlere dair temel bilgileri derleyen “Cep Kitapları” dizisini yayımlayarak Batı’daki rasyonel bilgi birikimini Türkçeye aktarmaya öncülük etti. Tüm Tanzimat dönemi aydınları gibi toplumun edebiyat eserleri aracılığıyla eğitilebileceğine inanan Şemseddin Sami, bu pedagojik anlayışı hem yazılarında hem de piyeslerinde tutarlı biçimde uyguladı.

MİRASI: İKİ DİLİN VE İKİ KİMLİĞİN KURUCU İSMİ

Şemseddin Sami, hayatını tamamlayamadan bıraktığı Orhon Âbideleri ve Kutadgu Bilig üzerine hazırladığı çalışmalarla Türk dilinin tarihi derinliğini araştırmayı da hedefliyordu. Önce Erenköy’e defnedilen naaşı, daha sonra Feriköy’deki aile kabristanına nakledildi.

Hem Türkçenin hem de Arnavutçanın gelişimine kurucu katkılar sunan Şemseddin Sami; Türk edebiyatında roman türünün ilk adımını atan, Türkçenin en kapsamlı sözlüklerinden birini hazırlayan ve çok dilli bir kültür ortamında iki kimliği eş zamanlı taşıyabilen özgün bir Osmanlı aydını olarak tarihte yerini almıştır.

Öne Çıkan Eserleri

  • Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat — Elcevaib Matbaası, İstanbul 1872
  • Besa yahut Ahde Vefa — Matbuat-ı Ceyyide, İstanbul 1875
  • Kamus-ı Fransevi (Fr.-Tr.) — Mihran Matbaası, İstanbul 1882
  • Kamus-ı Fransevi (Tr.-Fr.) — Mihran Matbaası, İstanbul 1885
  • Kamusü’l-A’lam — Mihran Matbaası, İstanbul 1888-1898
  • Kamus-ı Arabi — Mihran Matbaası, İstanbul 1895
  • Kamus-ı Türki — Mihran Matbaası, İstanbul 1899-1900

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın