Adnan Demirtürk, henüz 34 yaşındayken cihat yolculuğundan dönerken hayatını kaybeden, Milli Görüş hareketinin en etkili isimlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Kısa ömrüne sığdırdığı on farklı önemli görev, davasına olan bağlılığı ve gençlere bıraktığı miras ile kendisinden söz ettirmeye devam ediyor. Vefatının 27. yılında, bu efsane ismin hayatına ve davasına dair bilinmesi gereken her şeyi bir araya getirdik.
ADNAN DEMİRTÜRK KİMDİR VE MİLLİ GÖRÜŞ DAVASINDAKİ YERİ
Adnan Demirtürk, Milli Görüş Vakfı çalışmalarında genç yaşına rağmen büyük bir olgunlukla on ayrı kritik görev üstlenmiş, “Allah, işini güzel yapanları sever” ayetini yaşam felsefesi haline getirmiş bir dava adamıydı. Kadrolarıyla daima uyum içinde çalışan, güzel örnek olmayı ilke edinen Demirtürk, hareketin ideal çalışma temposunu belirleyen isimlerden biri olarak anılıyor. Vakfıkebir doğumlu bu genç davetçi, 34 yıllık ömrüne sığdırdıklarıyla yaşıtlarının çok ötesine geçmeyi başardı ve “Gül’e sevdalı” lakabıyla gönüllerde taht kurdu.
SEVGİ VE MERHAMETLE ÖRÜLMÜŞ BİR KARAKTER PORTRESİ
Onunla tanışan herkesin ilk fark ettiği şey, kalbindeki o sınırsız sevgiydi. Liderin “Bizim davamızda kimse kendisi için yaşamaz; kardeşi için yaşar” sözünün adeta vücut bulmuş haliydi Demirtürk. Bir dava kardeşini karşıdan gördüğü anda kollarını açar, sanki kırk yıllık bir hasret bitiyormuş gibi sıcacık bir kucaklamayla karşılardı. Yirmi aylık bir beraberlik bile onun bu yönünü fark etmeye yetiyordu. Kadrolarına karşı gösterdiği merhamet öyle büyüktü ki, en zorlu günlerde bile bir tek kişinin bile davadan kopmasına gönlü razı olmazdı.
28 ŞUBAT SÜRECİNDE DİMDİK DURAN BİR LİDER
Milli Görüş Vakfı’nın 1975’teki kuruluşundan bu yana geçen tüm genel başkanlar arasında Adnan Demirtürk’ün yeri ayrıydı. Onun farkı, 28 Şubat sürecinin getirdiği o çetin şartlarda davayı onurlu duruşuyla temsil edebilmesiydi. Davaya ve mensuplarına yapılan haksızlıklar, hakaretler karşısında bir adım bile geri atmadı. Toplumun büyük bir karamsarlığa sürüklendiği günlerde, dağılmaya yüz tutmuş kadroları toparlaya toparlaya teşkilatını yeniden ayağa kaldırdı. Önündeki engelleri hatırlatanlara verdiği cevap her zaman aynıydı: “Zorluklar, aşmak içindir.”
KAYMAKAMLIĞI REDDEDİP DAVAYI SEÇEN ADAM
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduğunda yakınları ona parlak bir gelecek vaat eden kaymakamlık sınavlarına girmesini önerdi. Ancak onun gönlünde bambaşka bir hesap vardı. “Kaymakam olursam halkın işlerini görmekten davamı anlatmaya fırsat bulamam” diyerek bu teklifi geri çevirdi. Milli Görüş’ün esaslarını gençlere öğretebilmek için Vakfıkebir’de “Selâm Muhasebe Bürosu”nu kurdu. Burası bir yandan onun geçim kaynağı, diğer yandan ise tıpkı Dâr-ul Erkâm gibi gençlerin yetiştirildiği bir okul oldu.
KADROLARINA BIRAKTIĞI ALTIN ÖĞÜTLER
Demirtürk’ün etrafındaki gençlere verdiği nasihatler, bugün hâlâ pek çok kişinin yol göstericisi olmaya devam ediyor. “Arkadaşlar, ihlâsla çalışalım!” derdi ve ihlâsı şöyle tarif ederdi: “İhlâs; dünya yansa içinde bir kalbur samanı bulunmamaktır. İhlâsla çalışan, kardeşlerinin aleyhinde konuşmaz. Geriye dönüş yok; her zaman terakki var.” Bu sözler, onun kişisel duruşunun da en net özetiydi aslında.
OKUYAN, SORGULAYAN, DÜŞÜNEN BİR ENTELEKTÜEL
Çantasında kitap olmadan yolculuğa çıkmazdı. Vefat ettiğinde çantasında iki hacimli eser bulunuyordu: Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın Esma ül-Hüsnâ’sı ve Murat Bardakçı’nın Şahbaba’sı. Sürekli okur, araştırır, olayları derinlemesine sorgulardı. İşte tam da bu yüzden konuşmaları öylesine zengin, kuşatıcı ve özgündü ki dört beş saatlik bir sohbeti bile yorulmadan dinleyebilir, sonunda kendinizi bir şeyler öğrenmiş bulurdunuz. Onu “efsane” yapan unsurlardan biri de işte bu donanımıydı.
GARCİA’YA MEKTUP GÖTÜREN ROWAN ÖRNEĞİ
Kadrolarını motive etmek için seçtiği örnekler bile sıra dışıydı. Bunlardan en meşhuru, ABD-İspanya Savaşı sırasında yaşanan Rowan olayıydı. Savaş döneminde Amerikan devlet başkanı ile Küba’daki başkomutan Garcia arasındaki iletişim tamamen kopmuştu. Danışmanlar, mektubu götürmek üzere Rowan adlı subayı önerdi. Garcia, Küba’nın sarp dağlarında bilinmeyen bir yerdeydi. Rowan görevi alır almaz hiçbir soru sormadan yola koyuldu ve dört gün içinde Garcia’yı bularak mektubu teslim etti. Demirtürk bu örneği vererek kadrolarına ideal vazife adamının “Derhal!”, “Hemen!”, “Başüstüne!” ya da “Emredersiniz!” demesi gerektiğini hatırlatırdı.
GERİDE BIRAKTIĞI EŞSİZ MİRAS VE SON SÖZLERİ
Adnan Demirtürk’ün dava anlayışını özetleyen şu sözleri, bugün de değerinden hiçbir şey kaybetmiş değil: “Bizim tek gündemimiz var: Biz kuluz! Âlemlerin Rabbi, lâyık olduğumuz zaman en zayıf sebeplerle bize yardım eder.” Vefatının üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen onu tanıyanların hafızasındaki yeri hâlâ taptaze. Birlikte şehadete yürüdüğü dava arkadaşları Talha Özcan Eyüboğlu ve Ahmet Zahit Turan ile birlikte anılan Demirtürk, kısa ömrüne koca bir hayat sığdırmayı başaran nadir isimlerden biri olarak gönüllerde yaşamaya devam ediyor.
