Amerikan Rüyası ve Üç Tarz‑ı Siyasetin Leitmotifi

0 yorumlar
Amerikan Rüyası ve Üç Tarz‑ı Siyasetin Leitmotifi

Beyaz Adam, Yeni Dünya ve Yerli Halkların Algısı

Kristof Kolomb’un gemileri Bahamalar’a yaklaştığında yerlilerin onları sahile yanaşana kadar göremedikleri rivayet edilir. Adaların ötesine geçecek bir teknik gelişime sahip olmayan yerlilerin dünyası, zihinlerindeki dünya ile sınırlıdır. Tabiatla uyum içinde yaşama taleplerine uygun olarak zihin kategorilerinde düşmana yer olmayan yerliler için yabancı kavramı yoktur; karşılarına çıkan her şey kendilerinden bilinir. Bu sebeple Beyaz Adam’ı fark ettiklerinde de dostça davranmışlardı. Maddî güzellikleri onlarla koşulsuzca paylaştılar.

Beyaz Adam’ı “Yeni Dünya”ya getiren; İstanbul’un Müslümanlarca alınmış olması ve yerlilerin onları görememesinin aksine, yabancıların kendi dünyalarında yayılıp güçlenmelerinden rahatsızlık duyulması nedeniyle bir cevap gerekliliğiydi. Bilimsel, teknik ve askerî gelişmeler için tarihî Akdeniz havzasında Müslüman unsurlar hâkimdi. Bu hâkimiyet nedeniyle Avrupalılar kıt’aya sıkışmıştı. Ticaretin denetimi olmaması Avrupa’yı pazar olarak sınırlamış ve barbar kavimlerin hareketliliği nedeniyle tarımsal üretim zayıflamıştı.

Avrupa’nın Coğrafî Sıkışmışlığı ve Deniz Yolları Arayışı

Haçlı Seferleri’nin altında yatan etkenlerden biri de Akdeniz’e set çekilmesiydi. Yeni ticaret yolları bulunarak bu sınırlılık aşılamalıydı. Bu ülkü, Avrupa’nın sıkışmışlığını aşma gayretiydi.

Avrupa’nın aldığı tedbirler, tarihsel olarak bir arayışın zorunlu sonuçlarını doğurdu: Arayışın merkezinde var olma iradesi ve bu iradenin imkânı olarak güç isteği yer aldı. Daha önce Perslerin Yunanistan’a kadar uzandığı dönem, antik Yunan’daki yenilikleri teşvik etmişti. Ortaçağ’da ise sıkışmışlık buhranı başka yeniliklere imkân tanıdı. Modernite sözcüğünün çağrıştırdığı yenilik de zaten budur.

Yeni Dünya’yı ve sınırsız imkânları keşfetmenin altında yatan tekniklerin Avrupa’da geliştirilmemiş olması önemlidir.

Modernlik, Teknik ve İhtiras

Coğrafî keşiflere olanak tanıyan bilimsel teknikler Avrupa’dan önce başka yerlerde biliniyordu. Bu durum, modernliğin teknikle değil bakış açısıyla ilgili olduğunu gösterir. Tarkovsky’nin “Kurban” filminde bir karakterin modernliği “mikroskopun cop gibi kullanılması” olarak ifade etmesi bu bakışı destekler.

Avrupalı bir kâşifi Beyaz Adam yapan, kullanılan harita veya pusula değil, bu araçları kullanmaya iten saiklerdir. Yeni Dünya’nın yağmalanmasına, Afrika’nın köleleştirilmesine, Mezopotamya’nın talan edilmesine; Hindistan, Vietnam, Kore, Libya, Filistin, Mısır, Bağdat ve Şam’ın kan deryasına dönüşmesine yol açan bu hırstır.

Modern Dünyanın Emelleri: Amerikan Rüyası ve Ayrışma

Dünyayı maddî emeller için araçsallaştıran bu ihtirası paylaşmak, son beş yüz yılda Beyaz Adam’ın insanî birikimi maddî güç temerküzü için kullanmasına karşılık; aynı amaçlarla bu güce talip olmak ve karşısındakini düşman bilmek bugün Türkiye’de “yerlilik” adı altında savunulsa da bu, Beyaz Adam’ın ahlâkıdır ve Amerikan rüyasının ta kendisidir.

Modern düşüncenin altında yatan temel, dünyayı geleneksel kavrayıştan uzak yeniden tasniftir. Bu tasnifte benzerlikler değil ayrılık ve farklılıklar temel alınır. Bu sebeple Beyaz Adam’ın insanlığın zirvesi olarak kendi yaşam tarzını “uygar” görmesi ve farklı olanları geri kalmışlıkla tanımlaması, bu ayrımcılığın yansımasıdır.

Osmanlı’nın Çözülüşü ve Üç Tarz‑ı Siyaset

Osmanlı’nın çözülme döneminde Avrupa’nın sıkışmışlığının neticeleri tarihî sentezleri ortaya çıkardı: Osmanlı modernleşmesi bu sentezlerden biridir. Teknik, bilim ve askerî açıdan duyulan zayıflık, galiplerin söylemlerinin içselleştirilmesine yol açtı. İbn Haldûn’un “mağluplar galipleri taklit eder” görüşü bu dönemde gerçekleşti. Osmanlı münevveri mevcut sıkışmışlık karşısında modern düşüncenin izleklerine başvurdu.

İslâmcılık, Türkçülük ve Osmanlıcılık gibi üç tarz‑ı siyaset; kendi gerekliliklerine odaklanmaktan çok karşısındaki güce karşı durma zihniyetiyle üretildi. İslâmlık, Türklük ve Osmanlılık ideolojileri, modern bilgiyle kayıtlanmış bir rüyaya dönüştü.

Muhafazakârlık, Emperyalizm ve Amerikan Rüyası

İslâmcılığın söylem araçları Avrupaî siyasal kavrayışa yaslandı. Osmanlı Devleti’nin sahneden çekilmesiyle birlikte muhafazakâr düşünce, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren İslâmî söylemi araçsallaştırdı. Modernlik geriye götürülebilse de muhafazakârlar için Amerikan rüyası II. Dünya Savaşı sonrası bir popüler ideoloji hâline geldi.

Bu dönem Türkiye açısından emperyalizme dirençten çok kapitalizme entegrasyonla ilişkilidir. Halkın İslâmî değerleri 1950’den itibaren demokrasi, özgürlük ve ilerleme gibi kavramlarla yeniden yorumlandı. 1980’lerden itibaren ise ABD siyasetiyle yayılan neo‑con söylem unsurlarına indirgenmiştir. Amerikan rüyası, görülenlerin altında yatan modern değerlerin leitmotifi hâline gelmiştir.

2003 ve 15 Temmuz: Rüyanın Devamı

2003’te ABD önderliğindeki koalisyon güçleri Bağdat’ı bombalamak için Türk hava sahasını kullanmak istediğinde rüyadan uyanma imkânı belirmişti. TBMM planlanan bu müdahaleye ortak olmama iradesi gösterdi. Ancak bu küçük uyanış, stratejik ortaklığı daha da güçlendirdi. 15 Temmuz 2016’da olayların arkasında ABD görülmediği vurguları, rüyanın devam ettiğini gösterdi.

Amerikan Rüyası: Kavram ve Sorgulama

Amerikan rüyası; güvenlikli bir ev, çocukların eğitimi, orta sınıf gelir güvencesi, sağlık sigortası, emeklilik gibi kavramlarla tanımlanır. Bu rüya sadece Amerikalıların hayâlleri değil, küresel sistemin ütopyasıdır. Türkiye’nin de bu rüyanın peşinde koşması, 1950’den itibaren bu söylemin çerçevesini çizmiştir. NATO’ya üyelik, Soğuk Savaş’ta taraf olma, kapitalist sisteme entegrasyon; Osmanlı’dan kalan Batıcılık düşüncesinin izlerini taşır.

Amerikan rüyası, reel politikle aynı şey değildir; o da bir rüyadır ve bir gün bitecektir.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın