Dış Politika Kavramının Sorgulanması
Dış politika, bir devletin sınırları dışındaki devletlerle yürüttüğü siyasal ilişkileri ifade eder. Ancak bu kavram, bir Müslümanın cihanşümul siyaset anlayışını ifade etmekte yetersiz kalır. Zira burada “dış” kelimesi, ulus devletin çizdiği sınırların ötesini tanımlar. Oysa Müslüman için “dış”, ümmet bilincine dâhil olmayan alanları işaret eder.
Bu fark, dış politika mefhumunun ümmet olma bilincini parçalayan ulus devlet yapısına hizmet ettiğini gösterir. Dolayısıyla günümüz siyasetinde dış politikayı değerlendirirken bu kavramsal çelişkiyi göz ardı etmemek gerekir.
Müslümanlar ve Hak-Batıl Süzgeci
Günümüzde halkı Müslüman olan onlarca devlet bulunmaktadır. Bu gerçeklik, ilişkilerin ulus devlet bağlamında değerlendirilmesini zaruri kılmaktadır. Ancak Müslümanların bu ilişkileri hak ve batıl süzgecinden geçirerek değerlendirmesi elzemdir.
Modern dış politika, genellikle güç ve menfaat üzerine kuruludur. Bu anlayış, batıl bir zemin üzerine inşa edilmiştir. Ne yazık ki Müslüman ülkeler de politikalarını belirlerken ulusal çıkarları ve küresel güç dengelerini temel almaktadır.
İfsat Düzeni ve Siyonizmin Etkisi
Bugünkü küresel ifsat düzeni, batıl dış politika anlayışının ürünüdür. Bu düzenin merkezi olan Siyonizm, dünyayı yıkıma sürükleyen stratejiler üretmekte ve devletler üzerinde örgütler kurarak Müslümanların hareket alanını sınırlandırmaktadır.
Müslümanlar, bu ifsat düzenine karşı yeni bir dünya kurma zorunluluğuyla karşı karşıyadır. Yeni bir dünya kurma arzusunu taşıyan siyasetin en temel özelliği istikamet sahibi olmasıdır. Çünkü yön, varılacak noktayı belirler. Yanlış yönde ilerlemek, hedefe ulaşmayı değil, ondan uzaklaşmayı getirir.
Türkiye’nin Dış Politika İstikameti
Türkiye Devleti, tarihsel olarak İslam’ın sancaktarlığını yapmış bir geçmişe sahiptir. Bu nedenle dünyaya yeniden nizam verme potansiyeli, tarihinden süzülüp gelen büyük bir sorumluluğa dayanmaktadır.
Ancak yaklaşık iki asırdır Türkiye’nin dış politika yönelimi Batı’ya dönüktür. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan batılılaşma süreci, Cumhuriyetle birlikte bir kuruluş ideolojisine dönüşmüştür. Yeni devletin kurumları ve kimliği batılı çizgide şekillendirilmiştir.
Birleşmiş Milletler üyeliği, NATO süreci ve AB’ye üyelik çabaları bu yönelimin kilometre taşlarıdır. Son yüzyılda sağ, sol ya da muhafazakâr siyasi partiler fark etmeksizin Türkiye’nin dış politik yönelimi Batı ile entegrasyon olmuştur.
Yeni Bir Dünya İçin Farklı Bir İstikamet
Bu yönelimin, başta Müslümanlar olmak üzere tüm mazlum halkları nasıl etkilediğini anlamak için İslam coğrafyasındaki tabloya bakmak yeterlidir. Açlık, sefalet, savaş, terör ve sömürünün damga vurduğu bu tablo, mevcut küresel düzenin karanlık yüzünü ortaya koymaktadır.
Bu düzene yönelmek, Müslümanlar açısından büyük bir vebal teşkil etmektedir. Türkiye’deki siyasal yapıların çoğu bu tabloyu sorgulamak yerine, mevcut düzen içinde kendine yer arama çabası içindedir.
Ancak bu düzene karşı farklı bir yön tayin etmeye çalışan Milli Görüş anlayışı, bu anlamda önemli bir yere sahiptir. Siyaseten imkân bulduklarında, ümmet bilincine dayalı bir birliktelik kurmak için çaba sarf etmişlerdir.
Bu çabaların somut örneği, Milli Görüş iktidarında kurulan ancak bugün işlevsiz hâle gelen D-8 Organizasyonudur. D-8’in kurulması İslam Birliği’ni sağladığı anlamına gelmez; ancak yeni bir dünyanın ilk adımı olarak değerlidir.
İslam Birliği ve Geleceğin İnşası
Yeni bir dünya tasavvuru, Müslüman devletlerin öncülüğünde ancak güçlü bir siyasi irade ile mümkündür. D-8 benzeri oluşumlar güncellenmeli ve tüm mazlum halkları kucaklayacak çapta genişletilmelidir.
Müslüman halkların kalplerindeki birliktelik, yöneticilerin direnişine rağmen bir gün siyasi iradelere de yansıyacaktır. Bunun için etnik, mezhepsel ve kültürel farklılıklar kalplerin ünsiyetine engel olmamalıdır.
Batının temel misyonu bu farklılıklar üzerinden çatışma alanları üretmek, Müslümanların enerjisini tüketmektir. Kalplerin soğuması için fitne sürekli diri tutulmaktadır.
Tüm insanlığın saadeti için Müslümanların bu oyunlara karşı uyanık olması ve kardeşlik ve birlik ekseninde kenetlenmesi gerekmektedir. Müslümanlara düşen, farklılıkları ortak tavır alabilecek siyasi iradeye dönüştürmektir.
Yapay ihtilaflardan sıyrılıp birlik olmanın zarureti, yeni bir dünya kurmanın ön şartıdır.
Yazar: Muhammet Esiroğlu
