Hayatın Akışında Kaybolan Muhabbet – Hemdem, Hemdert ve Hasbıhâl

0 yorumlar
Hayatın Akışında Kaybolan Muhabbet | Hemdem, Hemdert ve Hasbıhâl

Hayatın hızla akan o telaşesine kapıldık; akıyoruz hepimiz. Evet, akıyoruz. Bu söz de neyin nesiyse, bir akış merakı almış başını gidiyor.

Üniversitedeyken bir derste çok değerli bir hocamız,
“Hayatı telefonlara sığdırdıkça yaşamlarımız da küçüldü” demişti.
Ne doğru bir tespit… Küçücük dünyalar kurduk kendimize. Kalabalık ama küçük! Bu dünyada şöyle “demli” bir muhabbet etmenin yeri, çoktan tozlu raflar koleksiyonuna kaldırıldı.

Hemdem, Hemdert ve Kaybolan Kelimeler

Dem demişken…
Oysa ki ne güzel kelimeler vardır muhabbetin mühimmatını efsunlaştıran.
Hemdem bunlardan biridir mesela…

Bilmez şimdikiler ‘hemdem’ nedir? Demi benimle aynı olan kim kaldı ki zaten?
Ece Temelkuran bu sözüyle hem bir serzenişte bulunur hem de aynı dertten muzdaripliğini dile getirir.

Bir de hemdert vardır; efsunlu, derin bir kelime…
Fuzulî’nin,
“Dert çok, hemdert yok”
diyerek anlattığı şey, bugün divaneye dönmüş biz “aklı beş karış havada” insanlardır belki de.

Hız, Gürültü ve Ruhun Sessizliği

Her şey hızlıca, paldır küldür olsun istiyoruz.
Akalım geceye, gündüze, kafelere, eğlencelere, sosyal medyaya derken; ruhuma akacak vakit bulamıyoruz.

Oysa bir dostla hasbıhâl etmek, ruhun en iyi şifasıdır.
Hem hâlleşmek istiyoruz ama bu ihtiyacı duyamıyoruz.
Duyacak gözlerimiz, ellerimiz, kulaklarımız tıkanmış…
Daha doğrusu, biz tıkamışız.

Anlam Arayışı ve Hikmet Kapıları

Anlamlı yaşamak istiyoruz.
Değer vermek, değerli olmak istiyoruz.

Ama bu ihtiyacımızı hikmet kapılarını tıklatarak gidereceğimizi unutuyoruz.
Eşyaya, kıyafete, gelip geçici zevk ve isteklere tutunup akmaya çalışıyoruz.

Oysa:
“Hikmet o kalpten gelir ki onda muhabbet damarı ola.”
Bu sözü göz ardı ediyoruz.

Anadolu’nun Muhabbet Dili

Anadolu’nun doğusunda bir hitap vardır: “Ciğerim.”
Analar yavrularını ciğerparem diye sever.
Ne güzel bir sesleniştir bu…
Ne samimi… Ne dostane…

Kadirşinas bir yürekten başkası dillendiremez bu teşbihleri.

Ama biz, bu muhabbetlere uzaktan el sallar olduk.
Kendi küçük dünyalarımızda kaybolduk.
Benliğimizi pohpohlayan ne varsa ona müptela olduk.

“Hayatın hakiki serveti muhabbet, fakirliği ise benliktir.”
Bu hikmete gözümüzü kapattık.

Ve “Allah bir evin rızkının bereketini karı-koca muhabbetinin arasına gizlemiştir” diyen Efendimiz’e sağır olduk.

Tahammülsüzlük Çağı

Bırakalım hemdem’i, hemdert’i, hasbıhâl’i…
Bize en çok yakışan kelime ne yazık ki: tahammülsüzlük.

Dinlemeye mecalimiz yok.
Ruhumuzu, kâinatı, Rabbimizi…

Her hâlimizden huzursuzluk akıyor.

Kahve, Vefa ve İki Lafın Beli

Oysa ne güzel olurdu…
Bir gönle kırk yıllık hatır koyan kahveyle, şöyle iki lafın belini kırsaydık.

Telveden arta kalan vefa tortusuyla geleceğe dair hayallere dalsaydık.
Birlikte dünyayı kurtarsaydık.
Birbirimize bir dolu söz verip verip dağılsaydık.

Yapar mıyız?

Belki…
Muhabbetle.

Yazan: Zehra Saçaklıdır

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın