Sistem, Paket Hayat ve Gelecek Kaygısı Üzerine Bir Deneme
Hayat bize verilmiş bir paket programmış gibi davranılıyor. Bu programdaki seviyeleri, kurallarına uygun ve zamanında bitirmediğimizde sanki gerilerde kalmışız ya da diskalifiye olmuşuz gibi bir tepkiyle karşılaşıyoruz. Hayatımız bizim adımıza programlandığı için, sistemin tasarısının dışına çıkıldığı an çirkin ördek yavrusu muamelesi görüp toplum tarafından ayıplanmamız kaçınılmaz oluyor.
Sistemin dayattığı hayat çok matah bir şey olmamakla birlikte; öldürmese de süründürüyor. Paket programın seviyeleri arasındaki geçişler çocukluk ve gençlik yıllarında kurumlar aracılığıyla sıkı bir şekilde denetleniyor ve sisteme uygun bireyler haline geldiğimizden emin olunuyor.
Eğitim Sistemi ve Öğütücü Dişliler
İlkokulla başlayan serüven, sekiz yıllık kesintisiz ve zorunlu eğitim fiyaskosundan sonra, dört yıl sonra şaşırtıcı bir şekilde sınavsız olarak başka bir eğitim kurumunda, ortaokulda devam ediyor. Sistemin öğütücü dişlileri de tam olarak bu dönemlerde devreye girmeye başlıyor.
Bundan sonra gideceğiniz kuruma —ki bu kurum gideceğiniz üniversiteyi, sonrasında yapacağınız mesleği ve o meslekle doğrudan bağlantılı hayat standardınızı belirleyecektir— dört yılın sonunda yapılan merkezi bir sınavla karar veriliyor. Şimdilerde TEOG deniyordu sanırım. Artık sınav isimlerindeki değişimleri takip edemiyorum.
Aile içinde bu sınavların tamamı sırasıyla denenince, sınava girecek kimse kalmayınca biz de sistemi takip etmeyi bıraktık. Neyse…
Lise, Üniversite ve Bitmeyen Sınav Döngüsü
Puanınıza göre yerleştiğiniz lisede bu kez hayatınızın belki de en önemli sınavlarına hazırlanmaya başlarsınız. Kaç sınav var, isimleri ne, araları ne kadar — bunlar öğrenmek isteyeceğim en son şeyler. Zaten sorunlar değişmiyor:
- Okul dersleriyle sınav sisteminin uyuşmazlığı
- Öğretilen bilgilerin işlevselliğine dair perspektif verilmemesi
- Test çözmeye indirgenmiş başarı anlayışı
- Dershanelerin (pardon kursların) pahalılığı
Yıllar geçiyor, ama problemler aynı kalıyor.
Görünmez Kontrol Mekanizmaları
Lise bitince kurumların açık denetimi sona eriyor gibi görünse de bu kez görünmez kontrol mekanizmaları devreye giriyor:
Akranlardan geri kalmama kaygısı…
Geleceği garanti altına alma paniği…
Aynı yıl üniversiteye gir, zamanında bitir. Erkeksen askerliği hallet. İşe gir. Araba al. Borca gir. Taksit öde. Evlen. Ev borcu. Çocuk. Özel okul taksitleri…
Hayat bu kısır döngüde ilerliyor.
Kayıp Yıllar Paranoyası
Bu döngü aksadığında sistemin ürettiği toplum baskısı devreye giriyor. Üniversiteye bir yıl geç girersen “bir yıl kaybettin” deniyor. Ne garip… Bir saniye sonrası garanti değilken, bir yılın kayıp sayılması.
Peki zamanı kayıp olmaktan kurtaran şey nedir?
Gelecek kaygısıyla yapılan işler mi, yoksa anlam yüklenen işler mi?
Niyet, Anlam ve Boşluk
“Ameller niyetlere göredir” hadisini en çok duyduğumuz hâlde, geleceğe dair paranoyayla yaptığımız amellerde niyet nasıl halis olabilir?
Kızlarımız okusun diye sunduğumuz imkânlar, “yarın bir gün boşanırlarsa” korkusuyla anlam kazanıyorsa; bu ilmin değeri nedir?
Kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum sorularını sormadan yapılan işler neye hizmet eder?
Dövüş Kulübü’nün dediği gibi:
Sevmediğimiz insanları etkilemek için, olmayan paramızla, ihtiyacımız olmayan şeyleri alırken…
Eşyanın hizmetkârı olmuyor muyuz?
Son Söz Yerine: Bu Deve Nereden Çıktı?
Bu yazının sonunda hap gibi bir çözüm bekleyenler olabilir. Ama karmaşık problemlerin çözümü de karmaşıktır.
İsmet Özel’in dediği gibi:
“Bizler bu deveyi gütmeyeceğiz ve bu diyardan gitmeyeceğiz diye yola çıkmamış mıydık?
Şimdi bu deveyi en iyi biz güderiz havalarına girmek nereden çıktı?”
Bu anlamsız yarış…
Bu geleceği garanti altına alma paranoyası…
Bu hayatı paket programa çevirme hâli…
Nereden çıktı?
