Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Siyasi Mücadelesi ve İslam Dünyasına Etkileri
Mülkün yegâne sahibi, ölümü ve hayatı kullarını imtihan etmek üzere yaratan Allah’a hamd; Aziz ve Gafûr olan O’nun hükmüne teslimiyetle, karanlıkları aydınlatan Bedrü’d-Ducâ, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’e (s.a.v.), âline, ashabına ve onun izinden gidenlere salât ve selam olsun.
Merhum Lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ismiyle ilk temasım, 1970’lerin başında Medine İslam Üniversitesi’nde öğrenci olduğum yıllara tekabül eder. O dönem, Hilafet’in ilgası ve Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte Türkiye’deki İslami nurun zayıfladığı ümitsizliğin Müslümanlar üzerinde hakim olduğu bir fetret devriydi. Bu süreçte, dahili ve harici sömürgeci odakların İslam karşıtı planlarına karşı Bediüzzaman Said Nursi’nin iman kurtarma eksenli “Nur Hareketi” gibi tasavvufi ve sivil direnç odakları mevcut olsa da, bu yapılar katı seküler olan laik müesses nizamı siyasi ve askeri güçle dönüştürebilecek bir enstrümana sahip değildi. Akabinde, demokratik süreçlerle iktidara gelen ancak Türkiye’nin yeniden İslam dünyasının liderliğine soyunmasını engellemek ve laik yapıyı tahkim etmek isteyen askeri vesayet tarafından idam edilen Adnan Menderes hadisesi yaşanmıştı.
Tam bu kırılma noktasında, Türkiye’de İslami bilinçlenmenin ve “Milli Görüş” hareketinin lideri olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan sahneye çıktı. Akademik kariyeri ve motor mühendisliğindeki yetkinliği ile tanınan Erbakan, aslında uyuyan bir ümmeti uyandıracak siyasi hareketin de başmühendisiydi. Sömürgeci güçlerin Müslümanları mezhep ve etnik köken temelinde ayrıştırarak zayıflattığı, içeriden cehalet ve gafletle, dışarıdan ise emperyalist planlarla kuşatıldığı bir dönemde, o en makul ve barışçıl mücadele yöntemini benimsedi.
Merhum Erbakan, mücadelesinde demirin demirle kesilmesi prensibini şiar edinerek, seküler sistemin enstrümanlarını yine o sisteme karşı meşru bir savunma ve inşa aracı olarak kullanmıştır. Liberal siyasetin imkân tanıdığı fikir hürriyeti ve çok partili hayatı, İslami uyanışın önündeki engelleri aşmak için stratejik bir vasıta kılmış; kurduğu partilerin ardı ardına kapatılmasına ve tuzak kuranların tüm hilelerine rağmen, “Allah nurunu tamamlayacaktır” (Saff, 8-9) ilahi vaadine olan sarsılmaz imanıyla, sönmeyen bir meşale gibi mücadelesini sürdürmüştür.
Onun siyaset fıkhı, Saff Suresi’nde (10-13) müminleri elem verici azaptan kurtaracak bir ticaret olarak tavsif edilen can ve mal ile cihad emrinin modern dünyadaki tezahürüdür. Bu mücadele, sadece ahiret yurdunu değil, aynı zamanda ayette müjdelenen Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih (fethun karîb) ufkunu da kapsamaktadır. Türkiye’nin kendine has siyasi gündeminde,İslami bir siyaseti sistemin katı laikçi reflekslerini ve İslam karşıtı önyargıları harekete geçirmeden, halkı içeriden bilinçlendirmeyi hedefleyen ve İslam’ın siyasi alanda temsilini sağlayan bu kademeli strateji; “Kime hikmet verilmişse ona çok hayır verilmiştir” (Bakara, 269) fehvasınca ve “Hikmet müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” (İbn Mâce, Zühd, 15) nebevi düstur ekseninde şekillenen hikmet temelli bir yaklaşımdır.
Nitekim yakın tarihte şahit olduğumuz “Arap Baharı” süreçlerindeki aceleci ve hazırlıksız kalkışmaların; fitneyi körükleyerek “kıble ehli”ni (ehlü’l-kıble) fer’î ve tali sebeplerle birbirine düşürdüğü, iç çatışmalara ve dış güçlerin vekâlet savaşlarına zemin hazırlayarak ümmete nasıl zarar verdiği düşünüldüğünde Erbakan’ın tahrip edici değil “tedrici ve kuşatıcı” siyasetinin isabeti daha iyi anlaşılmaktadır.
Merhum Erbakan ile aramızda, hoca-talebe ilişkisini andıran derin bir imani bağ ve siyasi iş birliği tesis edildi. Kendisine duyduğum ilk hayranlık, Ezher Üniversitesi’nde öğrenciyken, onun Başbakan Yardımcısı olarak yer aldığı koalisyon hükümeti döneminde başladı. Sol görüşlü Bülent Ecevit ile kurduğu koalisyon, zahiren uyumsuz görünse de Erbakan Hoca’nın buradaki kilit rolü hayati önemdeydi. Nitekim Kıbrıs Barış Harekatı bu dönemde gerçekleşmiş, Kıbrıs Türklüğü zulümden kurtarılarak Müslümanların lehine stratejik bir zafer kazanılmıştı. Ancak bu hükümet de, Türkiye’nin Erbakan liderliğinde yeniden tarihi misyonuna dönmesini engellemek isteyen odaklarca laikliği koruma bahanesiyle gerçekleştirilen askeri müdahalelerle hedef alındı.
Kendisini, askeri darbe sonrası siyasi yasaklı olduğu ve gözetim altında tutulduğu bir dönemde Ankara’da ziyaret ettim. Refah Partisi’nin geçici başkanı Ahmet Tekdal ve partili gençlerin yardımıyla gerçekleşen bu görüşme, Malezya İslam Partisi (PAS) gençlik kollarından gelen bizler için bir okul ve eğitim niteliğindeydi. Erbakan Hoca, o zor şartlara rağmen bizi büyük bir heyecanla karşılamış, henüz inşa halindeki parti genel merkezini bizzat gezdirmişti.
Erbakan Hoca, İslam dünyasındaki tüm hareketleri bir araya getiren küresel bir vizyona sahipti. Asya’dan Afrika’ya, Avrupa’dan Amerika’ya kadar Müslüman toplulukların liderlerini Türkiye’deki tarihi toplantılarda buluşturarak uluslararası bir koordinasyon ağı kurdu. Onun şahsında, “Gerçek pehlivan, öfke anında nefsine hakim olandır” (Müslim Birr,106) Hadis-i Şerifi’nin tecessüm ettiğini gördüm; zira maruz kaldığı onca haksızlık ve baskıya rağmen sabır ve metanetinden asla taviz vermedi.
Unutamadığım hatıralardan biri de, 1998 yılında Başbakan sıfatıyla Malezya’ya yaptığı ziyaretti. O dönemde, İslam dünyasının kalkınması için D-8 (Developing Eight) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nı kurmuştu. Ancak Kuala Lumpur’da kendisiyle görüşmemiz çeşitli diplomatik manevralarla engellendi. Buna rağmen, daha sonraki süreçlerde ve post-modern darbe dönemlerinde dahi irtibatımız kesilmedi; bilakis katıldığım her toplantıda beni yanına oturtarak onure etti ve aramızdaki “bilge lider – hikmet arayan talebe” ilişkisini pekiştirdi.
Vefat haberini derin bir teessürle öğrendik. Ancak “Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz” hükmü mukadderdir. O, ömrünü ve müktesebatını dinine ve ümmetine vakfetmiş müstesna bir şahsiyetti. Siyasi tecrübeleri, hitapları ve eserleri, bizler için yol gösterici birer ilim hazinesi olarak kalacaktır.
Rabbimden niyazımız, onu nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle birlikte cennetinde ağırlamasıdır.
وَاٰخِرُ دَعْوٰانا اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ
Dualarımızda, “Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun” diyerek son bulur.
Abdulhadi Awang
Malezya İslam Partisi Başkanı
