Fâtiha Sûresi, Peygamberlerin Yolu ve Âlimlerin Sorumluluğu

0 yorumlar
Fâtiha Sûresi, Peygamberlerin Yolu ve Âlimlerin Sorumluluğu

Günde beş vakit namazımız vesilesiyle okuduğumuz Fâtiha Sûresi’ni, altmış sene yaşayan bir insan bir milyondan fazla okumuş olur. Hayatta, bir milyondan daha fazla telaffuz ettiğimiz başka bir cümle yoktur.

Buna rağmen insan, vefat ederken evlatlarına yine de “Yavrum, beni Fâtiha’sız bırakmayın” der. Demek ki doyamamıştır. Varisleri de bu sözü tutar, mezarının başına bir taş diker ve “Ruhuna Fâtiha” yazar. Yani bu insan hayatta iken Fâtiha’ya doyamamış, vefatından sonra da Fâtiha gönderilmesini istemiştir.

Dosdoğru Yol Talebi ve Peygamberlerin Rehberliği

Fâtiha Sûresi’nde Rabbimiz bize şöyle dua etmeyi öğretir:
Ya Rabbi! Bize dosdoğru yolu ver. Bu yol, daha önce Peygamberlerinin gittiği yoldur.

Bu dua ile, Cenâb-ı Hakk’ın peygamberlerine verdiği; dünyada izzete ve devlete, ahirette cennete götüren yolu isteriz. Bunun karşısında başka yollar da vardır. Biz o yolları istemeyiz.

İmansızların yolunu, sapmış Hristiyanların ve Allah’ın gazabına uğramış Yahudilerin yolunu istemeyiz. Demek ki bizleri dünyada izzete, ahirette cennete götürecek yolun birinci derecedeki önderleri Peygamberlerdir.

Âlimler Peygamberlerin Vârisleridir

Kıyâmete kadar karşılaşacağımız her meselenin çözümü, bir peygamber eliyle hayata geçirilmiştir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Öyleyse, mirasa bakmadan önce mirası bırakana, yani peygamberlere bakmamız gerekir.

Bütün peygamberlerin kavimlerine ilk söyledikleri söz şudur:
Ey insanlar! Rabbinize kulluk edin.

Yani; kendi aranızdan bazı adamlar çıkarıp onların koyduğu kurallara boyun eğmeyin. Sizi de onları da yaratan Allah’a kulluk edin ve hayatınızı O’nun gönderdiği kitaba göre düzenleyin.

İnsan, sorumluluk bakımından bildiğinin âlimidir. Bildikleriyle bilmeyenleri aydınlatmakla mükelleftir.

Peygamberlerin Hayata Müdahalesi: İlim ve Aksiyon Birliği

Hz. Şuayb (as), ölçü ve tartının düzeltilmesini emretmiş;
Hz. Dâvûd (as), hile ve zulümle başkasının malına el koymamayı öğretmiş;
Hz. Yusuf (as), kıtlık yıllarını öngörerek ekonomik tedbirler almış ve hâkim olduğu devleti felaketten korumuştur.

Peygamberler, ekonomik, hukukî, siyasî ve askerî meseleleri çözen öncü ilim adamlarıdır. Bakara Sûresi’nde Dâvûd (as)’ın, kendi zamanının en güçlü komutanı Câlût’u bizzat savaş meydanında öldürdüğü anlatılır. Yani ilim adamı, yeri geldiğinde kılıcı da en iyi kullanan kişidir.

Bu noktada yapılan “Fahreddin Râzî mi lâzım, Battal Gazi mi?” tartışması yanlıştır. Çünkü gerçek ihtiyaç, kılıcı en iyi kullanan ilim adamıdır. İlim ile amel birbirinden ayrılmaz.

Büyüklerimiz ilmi şöyle tarif eder:
“İlim, çok şey bilmek değil; bildiğiyle amel etmektir.”

İlmin Hayata Tatbiki ve İhlâs

İlim; çarşıda, evde, dükkânda, kışlada, karakolda ve insanın olduğu her yerde yaşanmalıdır. İlim ve amel, et ile kemik; gülün rengi ile kokusu gibidir. Ayrı düşünülemez.

Peygamberler ilim adamlarının öncüleridir, âlimler de onların vârisleridir.

Nuh (as), isyankâr ve materyalist bir toplum içinde tebliğ yaparken karşısında oğlunu bulmuştur. İbrahim (as), babasıyla; Lût (as), hanımıyla; Yusuf (as), kardeşleriyle imtihan edilmiştir.

Bu bize şunu öğretir: Hak yolunda yürürken karşımıza en yakınlarımız çıksa bile yoldan dönmemeliyiz.

İmanla Yürüyen İçin Deniz Yol Olur

Musa (as)’ın önüne deniz çıkmıştır; Allah için yürüyünce deniz yol olmuştur.
İbrahim (as)’ın önüne ateş çıkmıştır; Rabbimiz ateşi gülistan kılmıştır.

Yeter ki özümüz ile sözümüz bir olsun.

Süfyân-ı Sevrî (ra) der ki:
“Amelsiz söz kabul edilmez, ihlâssız amel kabul edilmez, Kur’an ve Sünnete uymayan ihlâs da kabul edilmez.”

Son Peygamber ve İlmin Gayesi

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), insanlığı kıyamete kadar aydınlatmak üzere gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in ilk emri “Oku”dur. O, savaşta cesur; insanlara karşı ise mütebessim, emniyet ve güven dağıtan bir önderdir.

Onun yolundan gidenler de böyledir. Cehennemi görüp orada yanmamak için, bu dünyanın her türlü ateşine razı olmuşlardır.

Peygamberlerin yolundan giden âlimlere sarılmamız, onların İslâm’a sarılmış olmaları sebebiyledir.

Yazan: Mahmut Topbaş (2017’de yayımlanmıştır.)

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın