İnsanlığa Saadet Getirecek Düzen ve Müslüman Âlimin Tarihî Sorumluluğu

0 yorumlar
İnsanlığa-Saadet-Getirecek-Düzen-ve-Müslüman-Âlimin-Tarihî-Sorumluluğu

“İnsanlığa saadet getirecek düzeni nasıl tesis edeceğiz?” sorusunun derdiyle dertlenip, ömrünü bu yola vakfeden ve Adil Düzen çalışmalarıyla bu arayışı sistemleştiren Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Müslüman âlimin sorumluluğunu bir konuşmasında veciz bir üslupla şöyle ifade etmektedir:

Yolda giderken bir hasta insanın yere düştüğünü düşünün; ilaç beklemektedir. Müslüman âlim, bu hastanın başına gelir. Normalde yapması gereken, hastaya hemen bir ilaç verip iyileştirmektir. Fakat ne yapar? Karşıda bir eczane olduğunu söyler ve orada bu hastalığı iyileştirecek ilacın temel maddelerinin bulunduğunu anlatır. E peki sonra ne olur? Hasta orada ölüp gider.

Erbakan Hoca bu misalle şunu vurgular: Âlim ayet ve hadisleri okumakta, fakat bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bu kaynaklardan çözüm üretmemektedir. İlacı yapmamaktadır. İşte insanlık bu yüzden ızdırap çekmektedir. Oysa âlim; önce doktor olmalı, hastalığı teşhis etmeli; sonra eczacı olmalı, ilacı üretmeli; ardından hasta bakıcı olmalı, ilacı hastaya ulaştırmalıdır. Aksi hâlde yerde yatan hastaya eczaneyi göstermekle hiçbir şey çözülmez.

Bu noktada Erbakan, ilim adamlarına açık bir çağrıda bulunur:
Bu milletin derdiyle dertlenin. Araştırmalarınızı insanların dertlerine derman olacak şekilde yapın. Hayattan kopuk olmayın. Çünkü âlimlerin vazifesi insanlara saadet ve selamet getirmektir.

İlimde Proje Eksikliği ve Parçacı Yaklaşım

Erbakan Hoca’ya göre ikinci büyük eksiklik, ilmin sistematik bir projeye dönüştürülememesidir. Âlim kitap yazar, rafa koyar; fakat yazılan bilgi hayatın neresinde işe yarayacaktır, bu düşünülmez. “Şûra güzeldir” denir ama hangi devlet düzeninde, hangi mekanizmada, nasıl işleyeceği ortaya konmaz.

Bu durumu Erbakan Hoca şu benzetmeyle açıklar:
Bir saray yapılacaktır. Önce projesi çizilir, sonra o projeye göre kapılar, pencereler, merdivenler yapılır. Ancak bugüne kadar yapılan, kapıları ve pencereleri üretip ambara koymaktan ibarettir. Ambarlar doludur ama ortada içinde yaşayacağımız bir saray yoktur. Çünkü bütüncül bir proje yoktur.

Ekonomik düzene dair verdiği örnek de son derece çarpıcıdır. İnsan her gün ekmeği fırından pahalıya almak zorunda kalmaktadır. Oysa ekmeğin gerçek bedeli çok daha düşüktür. Peki bu nasıl olacak, bu fiyat nasıl düşürülecek? İşte bu soruya cevap verecek bir ekonomik proje ortaya konmadığı için insanlık sıkıntı çekmektedir.

Bu yüzden önce düzenin projesi hazırlanmalıdır:
Adil Düzen nasıl olacak? Temel esasları nelerdir? Ekonomik, sosyal ve siyasal yapı nasıl işleyecektir? Bu proje ortaya konduktan sonra detaylar anlam kazanacaktır. Aksi hâlde yapılan her parça ambarda kalmaya mahkûmdur.

Batı Etkisinden Kurtulamayan Zihinler

Erbakan Hoca’ya göre üçüncü büyük eksiklik ise ilim adamlarının farkında olmadan Batı’nın düşünsel çekim alanında kalmasıdır. Kendisini hakikate bağlı zanneden birçok âlim, aslında Batı’nın değerleri ve kabulleriyle düşünmektedir. Bu durum, gerçeği görmeyi engellemektedir.

Bu durumu galaksi benzetmesiyle anlatır:
Dünya bizi çekmektedir ama biz bu çekimi hissetmeyiz. Aynı şekilde birçok ilim adamı Batı’nın çekim alanındadır fakat bunun farkında değildir. Önce bu çekimden kurtulmadan hakkı ve adaleti bulmak mümkün değildir.

Bu nedenle Müslüman âlimin en önemli sorumluluklarından biri de zihinsel bağımsızlığını kazanmak, Batı merkezli düşünme kalıplarından sıyrılarak hakikat merkezli bir bakış açısı geliştirmektir.

Yazan: Ersan Bilgin (2016 yılından yayımlanmıştır.)

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın