İlahî Adâlet mi, Kutsal Demokrasi mi?

0 yorumlar
adâlet ve demokrasi karşılaştırması

Bir Kavram Olarak Adâlet

Adâlet kelimesi “Adl” kökünden gelir. Sözlükte adâlet; insaflı ve doğru olmak, eşit tutmak, zulümden uzak durmak, her şeye hakkını vermek, ölçülü ve kararlı olmak, her şeyi gereğince yapmak, istikamet ve hakkaniyet üzerinde bulunmak anlamlarına gelir. Arapça’da “Adl” kökü, harf çeşitleriyle farklı şekillerde kullanıldığında doğruluktan sapmak, eğilmek ve eşit tutmak gibi zıt anlamlara da gelir. Bu nedenle “Adl” kökünün hem doğru hem eğri anlamları birlikte taşıdığı anlaşılmaktadır.

Bir tanım olarak adâlet; devleti ayakta tutan, uzun ömürlü olmasını sağlayan esas unsurdur. Adâlet olmadan kuvvete dayanan üstünlükler gelip geçicidir; hüküm süren hükümdarlar hükümranlığın nimetinden mahrum kalmıştır. Firavun denildiğinde akla gelen ilk kavramlar zulüm, haksızlık ve katliamdır.

Allah, peygamberleri adâletin olmadığı, kuvvetin üstün tutulduğu devirlerde göndermiştir. Her peygamber, hakkı ve haklılığı üstün tutmayı ümmetlerine Allah’ın emri olarak tebliğ etmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed (a.s.) de kuvveti ve haksızlığı ortadan kaldırarak yeni bir düzen tesis etmiştir.

Kur’ân’da Adâlet ve Ömer Bin Abdülaziz Örneği

Kur’ân‑ı Kerim’de (Nahl Suresi 90) geçen ve Ömer bin Abdülaziz zamanında Cuma hutbesi sonrasında okunan ayette:

“Şüphesiz Allah, adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar…”

ifadeleri, İslâm hükümdarlarının, yöneticilerin ve bütün Müslümanların hayat nizamını belirlemede önemli bir yere sahiptir.

Emevîler dönemindeki uygulamasıyla Ömer bin Abdülaziz, bu ayete riayet etme noktasında örnek bir uygulama göstermiştir.

Adâleti Kim Hatırlatır? Yusuf Peygamber Örneği

Devletlerin ortaya çıkışından itibaren her yöneticinin akıl/fikir veren yardımcıları olmuştur. Bunların en hayırlısı Hz. Yusuf Peygamber’dir. Firavun IV. Amenhotep, Yusuf’u başyardımcı yapmış ve Mısır’ı afetlerden uzak tutmuştur.

Peki, Yusuf gibi bir yöneticisi olmayan hükümdarlar ne yapacaktır? Bu sorunun cevabı, yöneticiyi en doğru yolu bulmaya sevk edecek kaynaklardır: Kur’ân ve Sünnet.

Siyasetnameler ve Adâletin Vurgusu

Siyasetnameler, devlet yöneticilerine siyaset, devlet idaresi ve yönetimle ilgili öğütler veren eserlerdir. Arapça siyaset kelimesi, “memleket idare etmek, bir şeyi dikkatle gözetmek” anlamlarına gelir.

Siyasetnamelerde en çok vurgulanan kavram “adâlet” olmuştur. Adâlet olmadan hiçbir şeyin var olması mümkün olmadığı gibi devamlı olması da mümkün değildir. İnsanların ayırt edici değerlerinden olan iyilik ve güzel huy da doğrudan adâletle ilişkilidir.

İsmet Kayaoğlu’nun ifadesiyle:

“Bir kimsenin iyi ahlak sahibi olması için adil olması gerekir. Başkalarının haklarına riayet etmeyen kişi adaletli olmadığı gibi ahlaklı da değildir.”

Bu sebeple medeni kişi adâlet kurallarına ve başkalarının haklarına saygı gösteren kişidir.

Siyasetnamelerde Adâlet Uygulaması

Adâletin hayatın bütün alanına hâkim olması, siyasetin her boyutunda etkin olmasını gerektirir:

  • Dilde adâlet: Dedikodu, küfür ve yalandan korunma.
  • Ellerle adâlet: Hayırlı işler için kullanma.
  • Karında adâlet: Haram ve şüpheli şeylerden uzak durma.
  • Bedende adâlet: Haram olan kıyafetlerden sakınma.

Yöneticilerin de bu hususa dikkat etmesi ve âdil davranması gerekmektedir.

Demokrasi mi, Adâlet mi?

1789 Fransız İhtilali’nden sonra dünyayı etkisi altına alan demokrasi arayışı, gerçekte adâlet eksikliğinden doğmuştur. Reform hareketleri de benzer gerekçelerle başlamıştır.

Demokrasinin tanımı tartışmalıdır:

  • Çoğunluğun yönetimi
  • Azınlık haklarını güvenceye alan yönetim
  • Fakirlerin yönetimi
  • Fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim
  • Kamu hizmetinde halkın desteğine dayanan yönetim

Bu tanımlardan hareketle; adâlet olmadan hiçbir sistemin ayakta kalması mümkün değildir. Avrupa’nın demokrasi adı verilen kavrama yapışması, adâletsizlikten kaynaklanmıştır.

Adâletin Geniş Yorumu: Kutadgu Bilig Örneği

Kutadgu Bilig adlı eserdeki adâlet vurgusu, hukukun ve adâletin toplum için önemini şöyle ifade eder:

“Memleket tutmak için doğru kanunlar konmalı ve bunları tarafsızlıkla uygulamak gerekir.”

Bu ifadeler, adâletin devletin devamlılığı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu gösterir.

Eşitlik, Hakkın Temeli ve Osmanlı Uygulaması

Yaratılış itibariyle insanlar eşit değildir; kimi zayıf, kimi kuvvetlidir. Eşitlik ancak hak kavramının varlığıyla mümkündür. Osmanlı Devleti’nde adâlet, kanunnamelerle uygulanmış; halkın şikâyetlerini dinlemek ve karar vermek Divan‑ı Hümayun’da adilce yapılmıştır.

Osmanlı, demokrasi değil, adâlet götürmüştür. Osmanlı, çok uluslu yapısında dahi adâleti uygulamakta zorlanmamıştır.

Yazar: Tahsin Hazırbulan

Avrupa’da Demokrasi Uygulamaları ve Adâlet Eleştirisi

Avrupa’da demokrasi fikrinin uygulamaları; hem kendi ülkelerinde hem de dünyada, adâletle ilişkilendirilmeden benimsenmeye çalışılmıştır. Güncel siyasi gelişmeler, bu uygulamaların demokratik olup olmadığı konusundaki tartışmaların meşruiyetini göstermiştir.

Çözüm: Kaybedilen Değerleri Hatırlamak

Çözüm, kaybedilen değerleri hatırlamaktır:

“Neyi kaybettiğini hatırla!”

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın