Yaşı kâmil insanların, gençleri beğenmediğine sıkça şahit oluruz. “Zamane gençleri” diye başlayan cümlelerin sonu genellikle “bu gençlerden bir baltaya sap olmaz”a varır. Balta ve sap olma zorunluluğunu bir kenara bırakırsak, gençlerin pek çok hususta imrenilecek işler yaptıklarını da görürüz.
Zira gençler, çoğu zaman davanın ön saflarında yer alan, ileri atılırken bir an bile tereddüt etmeyen yürekler taşır. Kâmil bir insanın dizi dibinde manevî perdeleri aralar, takvanın feyzine ererler. Bir âlimin önderliğinde geleceğin ilim dünyasının temellerini atar, ilim mirasını onlar taşır. Şefkatli bir babanın okşadığı saçlarıyla yiğitliğin destanını yazarlar.
Peki bu anlatılanlar sadece edebî cümleler mi?
Yoksa –ey genç okur– seni yönlendirmek için kurgulanmış bir hikâye mi?
Belki de bu yüzden Nabluslu İbrahim’in hikâyesini kaleme aldım.
Nablus’tan Al Haberi
Nablus, su kaynakları ve ticaretiyle ün salmış bir Filistin şehridir. Kudüs’ün kuzeyinde, Tûr ve Selîmiye dağları arasında bir vadide kurulmuştur. Ürdün Nehri’nin batısında kaldığı için Batı Yaka (Şeria) olarak adlandırılan bölgede yer alır.
Nablus “yeni şehir” anlamına gelir. Yakut Hamevî, Mu‘cemü’l-Büldân’da Nablus hakkında bir efsane aktarır: Bu vadiye Lis adlı devasa bir yılan musallat olur. Halk el birliğiyle bu yılanı öldürür ve iki büyük dişini (nâb) şehrin girişine asar. Şehir bu nedenle Nâb-Lis olarak anılır, zamanla Nablus adını alır.
Efsane midir bilinmez…
Ama yıllar sonra Nablus’a bir yılan daha dadanır.
Adı: Siyonizm.
Ve Nabluslu İbrahim, efsanedeki ataları gibi bu yılanın dişini sökmeye kararlıdır.
Nablus: Bir İslam Şehri
Müslümanlar Nablus’u 636 yılında Amr b. Âs komutasında barış yoluyla fethetti. Haçlı işgallerine rağmen şehir bir İslam beldesi olarak kaldı. 1918’e kadar Osmanlı idaresinden kopmadı.
Bu şehirde pek çok İslam âlimi ve edebiyatçı yetişti. “Nablusî” nisbesiyle tanınan bu isimler, kentin ilmî kimliğini şekillendirdi. Nablus’un “Küçük Şam” diye anılması ve hac yolunun önemli duraklarından biri olması da bu dönemin mirasıdır.
1918’de İngiliz işgaliyle birlikte gemilerle taşınan Yahudi yerleşimciler Nablus’a yerleştirilmeye başlandı.
Nablus: Ateş Dağı
1930’lardan itibaren Nablus, Filistin direnişinin en sert merkezlerinden biri hâline geldi. 1967’de Yâsir Arafat kurtuluş mücadelesini bizzat buradan yönetti.
1987 İntifadası’nda Nablus’un direnişi öylesine sertti ki şehir “Cebelü’n-Nâr” (Ateş Dağı) diye anılmaya başlandı. Bu isim Haçlılar döneminde de kullanılmıştı. Dedeler, babalar; çocuklarına cihadı miras bıraktı.
Nabluslu İbrahim: Bir Yiğit Mücahit
İbrahim, 13 Ekim 2003’te Nablus’ta doğdu. Babası İsrail’e karşı savaşmış, gazi olmuş eski bir direnişçiydi. İbrahim, direnişin nefesiyle büyüdü.
Sadece 19 yıl yaşadı, ama bu kısa ömre büyük bir iz bıraktı. Nablus direnişinin en önemli komutanlarından biri ve sembolü hâline geldi. Adı anıldığında düğünler bile durur, insanlar gelin ve damadı bırakıp onu omuzlara alırdı.
İsrail’e karşı sayısız operasyona katıldı. Dokuz kez suikasttan kurtuldu. İsrail basını ona “dokuz canlı kedi” dedi. Oysa o bir aslandı; işgale karşı duran bir aslan.
Yusuf’un Kabri Operasyonu
İbrahim’in adı, Yusuf’un Kabri operasyonuyla zirveye ulaştı. Yahudiler, işgal etmek istedikleri yerlere uydurma kutsiyetler atfeder. Nablus’taki bu türbe de bunlardan biridir.
Yahudilerin iddiasının aksine, burası Hz. Yusuf’un mezarı değildir. Türbe, Osmanlı âlimi ve mutasavvıf Yusuf ed-Duveykât’a aittir ve 1904’te Osmanlı tarafından inşa edilmiştir. Mevlidler okunur, sünnet törenleri yapılırdı.
İsrail askerlerinin korumasında yapılan baskınlara Nabluslular tahammül etmedi. İbrahim en öndeydi. Çatışmada İsrail birliğinin başındaki subay öldürüldü.
İsrail Genelkurmay Başkanı, İbrahim’in mutlaka öldürülmesi talimatını verdi.
Şehadete Giden Yol
9 Ağustos 2022’de İsrail askerleri İbrahim’in bulunduğu evi kuşattı. Son anlarında arkadaşlarına şu mesajı gönderdi:
“Etrafımız sarıldı… Birazdan şehit olacağım.
Annemi çok sevdiğimi söyleyin.
Vasiyetimdir: Silahlarınızı asla bırakmayın.”
İbrahim, arkadaşları İslam Sabbuh ve Hüseyin Cemal Taha ile birlikte şehit oldu.
Annesi gözyaşı dökmedi.
Oğlunun bir kahraman olduğunu söyleyerek Allah’a hamd etti.
Kanlı bedenini kendi elleriyle taşıdı.
Nablus, özgürlük yolunda bir annenin ciğerparesini bir kez daha bağrına bastı.
Yazan: Harun Bekiroğlu (272. Sayıda yayımlanmıştır.)
