İslam dünyasının son yüzyılı, fiziksel engelleri aşan bir irade ile akademik dehanın siyasete yansıyan gücünün muazzam bir kesişmesine şahitlik etmiştir. Bu destansı yürüyüş; tekerlekli sandalyesinde bir orduyu titreten Şeyh Ahmet Yasin ile modern dünyanın tüm baskılarına rağmen “Yeni Bir Dünya” diyen Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın hikâyesidir. Biri bedeni felçli olmasına rağmen bir halkı ayağa kaldırmış, diğeri ise modern dünyanın tüm engellerine rağmen bir milleti aslına döndürmeye çalışmıştır.
Gazze’nin Manevi Mimarı: Şeyh Ahmet Yasin
1937 yılında Gazze yakınlarındaki el-Cura köyünde doğan Şeyh Ahmet Yasin, 1948’de İsrail’in kurulmasıyla sonuçlanan büyük sürgün sırasında ailesiyle Şati Mülteci Kampı’na sığınmıştır. 1952 yılında arkadaşlarıyla spor yaparken boynunun üzerine düşen Şeyh Ahmet Yasin, bu kaza sonucu felç kalmıştır. Hayatının geri kalanını tekerlekli sandalyeye mahkûm, görme ve duyma yetilerinde ciddi kayıplarla geçiren Şeyh Ahmet Yasin, bu fiziksel engellerin bir dünya lideri olmasına engel teşkil etmeyeceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. El-Ezher’deki eğitimi sonrası Gazze’de öğretmenlik ve vaizlikle direnişin tohumlarını atmıştır.
1987’de Hamas’ın kurucusu olan Şeyh Ahmet Yasin, direnişin sadece askeri değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi bir mücadele olduğunu her fırsatta vurgulamıştır. Siyonist mahkemelerinde “Bu mahkeme beni yargılayamaz; çünkü işgal gayrimeşrudur” diyerek işgal rejimini kökten reddetmiş, mahkeme salonlarında bile direnişin meşruiyetini savunarak “Her gün bizi öldürmek isteyene karşı canlarımızı savunmak bizim hakkımızdır” demiştir. Onun mücadelesinin en temel umdesi, Filistin topraklarının işgaline karşı koşulsuz direnişti. Teslim olmayı ve beyaz bayrak dikmeyi bir seçenek olarak dahi görmemiş, “Bizden teslim olmamızı beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!” sözleriyle halkına onurlu bir duruş aşılamıştır.
Şehit liderin bu bakımdan mücadelesi sadece işgale karşı olmamış zihinlerimizin esaretine karşı da büyük bir cihada girişmiştir. Hamas Hareketi bu cihadın her ne kadar silahlı kısmına hakim olsa da esas cihadı tıpkı Türkiye gibi bir konjonktürde solcu, laik ve seküler kesimle de fikri anlamda büyük mücadeleler vermiş ve Filistin halkını büyük ölçekte İslami bir direniş kimliği etrafında kenetlemeyi başarmıştır.”
Batı’nın demokrasi ve insan hakları söylemlerini halkları uyutmaya yönelik birer paravan olarak nitelendiren şehit lider, bu kavramları reddetmekle kalmamış; Hamas hareketi üzerinden özgün bir siyasi irade inşa etmiştir. Bu iradenin neticesinde, en yakın çalışma arkadaşı ve özel kalem müdürü İsmail Heniyye, 2006 seçimlerinde tarihi bir başarı göstererek Filistin’in demokratik yollarla seçilmiş ilk başbakanı sıfatıyla göreve gelmiştir.
Tekerlekli Sandalyeye Atılan Üç Füze ve Şehadet
Şeyh Ahmet Yasin, İsrail yönetimi tarafından sürekli hedef gösteriliyordu. Fiziksel olarak çok zayıf olmasına rağmen, manevi liderliği direnişin en büyük motivasyon kaynağıydı. Bu motivasyon öyle bir maneviyattan kaynaklanıyordu ki, tekerlekli sandalyesinden ayağa dahi kalkamayacak bir haldeyken bile Siyonizm’in korkulu rüyası olabiliyordu. Takvimler 22 Mart 2004’ü gösterdiğinde, bu korkunun büyüklüğü tüm dünyanın gözleri önüne serildi.
Sabah namazını kıldıktan sonra camiden çıkan 67 yaşındaki engelli bir lider, savunmasız bir halde tekerlekli sandalyesinde evine dönerken, İsrail ordusuna ait helikopterlerden fırlatılan üç adet füze ile doğrudan hedef alındı. İsrail’in en gelişmiş silah teknolojisi; yürüyemeyen, ellerini kullanamayan ve neredeyse hiç görmeyen yaşlı bir İslam âlimini yok etmek için kullanılmıştı. Tekerlekli sandalyesiyle birlikte parçalanarak şehit olan Şeyh Ahmet Yasin, bu şehadetiyle aslında Siyonizm’in cesaretten ari bir şekilde tekerlekli sandalyedeki bir adam aracılığıyla kalplerine salınan korkuyu gözler önüne sermiş oldu. O gün Gazze’de dökülen kan, direnişin sönmeyen meşalesi haline geldi.
Türkiye’nin Mücahit Lideri: Necmettin Erbakan
Aynı dönemde Türkiye’de, Siyonizm’in küresel sistemine karşı akademik bir dehayı siper eden Necmettin Erbakan yükseliyordu. 1926 Sinop doğumlu olan Erbakan, İTÜ mezuniyeti sonrası Almanya’da motor profesörü olmuş ve Türkiye’nin ilk yerli motor fabrikası Gümüş Motor’u kurarak ağır sanayi hamlesini başlatmıştır. 1969’da siyasete giren “Mücahit Erbakan”, ömrünü Siyonizm’le mücadeleye adamıştır.
Erbakan, “Siyasetle uğraşmayan Müslümanı, Müslüman olmayan siyasetçiler yönetir” diyerek cihadın sadece cephede değil; kalemle, kağıtla, ilimle ve siyasetle de yapılabileceğini savunmuştur. Onun lügatinde cihat, dar bir çerçeveye hapsedilemeyecek kadar kapsayıcıydı. Erbakan Hoca’ya göre; “Cihat demek insanlığın saadeti ve hakkın hakimiyeti için hep birlikte insanların saadeti için gereken gayreti göstermek demektir.” Bu geniş vizyonla, Siyonizm’i “Irkçı Emperyalizm” olarak tanımlamış, Siyonizm’in dini değil, ırki temelli bir hareket olduğunu fark etmiş ve bunu tüm dünyaya ifşalamıştır. Siyonist yapının dünyayı nasıl avuçlarının içine aldığını, tüm engellemelere rağmen açık yüreklilikle haykırmıştır. “Meselenin aslı ortaya konuldu mu çözüm basit olur” diyen Erbakan, karşısına çıkan zorluklara rağmen İslami duruşunu asla bozmamış, sadece Allah’a güvenip O’na sığınmış ve en nihayetinde burdan aldığı cesaretle meselenin aslını insanlara anlatmaya çalışmıştır.
Hoca, ayrıca İslam dünyasını Siyonizm’e karşı eyleme geçmediği için eleştirmiş ve bu eleştirisini şu sözlerle dile getirmiştir: ‘8 milyonluk İsrail için 1,5 milyar Müslüman ebabil kuşlarını bekliyorsa, o ebabil kuşları gelip İsrail’i değil, bizi taşlar.’ Erbakan bu sert ve sarsıcı ikazıyla; Müslüman toplumların içine düştüğü rehavetten kurtulması gerektiğini vurgulamıştır. İslam dünyasının sadece yerinde oturup beddua ederek, eleştirerek veya kınayarak bir sonuca varamayacağını, bizzat Siyonizm’le mücadele edilmesi gerektiğini haykırmış; bu uğurda tıpkı Şehit Lider Şeyh Ahmed Yasin gibi uyuyan kitleleri uyandırmaya çalışmıştır.
Coğrafyalar Farklı, Hedef Aynı
Bu iki liderin yolları, Siyonizm ile mücadele noktasında tam bir gönül birliği içindeydi. Şeyh Ahmet Yasin, Türkiye hakkında yaptığı bir değerlendirmede; Türklerin tarih boyunca hilafeti elinde tuttuğunu belirterek Türkiye’deki durumu şöyle özetlemişti: ” Türkiye’de hükümeti başarıyla yönettiğini biliyorum. Özellikle yolsuzluğa karşı mücadele etti. Fakat kendisine karşı olan laikler tarafından durduruldu. Geri kalan kesimlerse onun demokratik üslubunu destekledi.” İşte Erbakan, tam da bu zorlu konjonktür içerisinde, Türkiye’de Müslümanlar için yeni bir yol açma mücadelesi veriyordu.
Erbakan Hoca da Siyonizm’in mutlaka yenileceğine inanarak o meşhur uyarısını yapmıştı: “Bir gün gelecek İsrail’e öyle bir tokat atacağız ki, bütün hayatı gözlerinin önünden GAZZE ŞERİDİ gibi geçecek!” Bu sözler, iki liderin aynı manevi kaynaktan beslendiğinin en büyük kanıtıydı.
Sonuç ve Miras
Biri tekerlekli sandalyesinde füzelerle hedef alınarak, diğeri ise ömrünü adadığı siyaset meydanında her türlü darbeye ve yasağa göğüs gererek veda etti. Şeyh Ahmet Yasin bizlere koşullar ne olursa olsun asla pes etmeden yalnızca Allah’a güvenerek mücadele sahasında kalmayı öğretirken; Erbakan Hoca, dünyayı uyutan Siyonist yapıyı ifşa ederek Müslümanların her alanda olması gerektiğini kanıtlamıştır. Şeyh Ahmet Yasin tekerlekli sandalyesinde dünyanın kalbine korku salarken; Erbakan Hoca, kendi öz yurdunda her türlü engellemeye rağmen Müslümanlar için yeni bir yol açmış ve bir örnek olmuştur.
Bu iki büyük lider, öncelikle kendi toplumlarındaki örümcek ağı bağlamış zihinleri dönüştürmeye, bu vesileyle de Siyonist terörizmin hakikatini tüm dünyaya anlatarak Siyonizm’le her alanda mücadele etmeye odaklanmışlardır. İlginç olan şudur ki; bu iki lider hayatları boyunca hiçbir zaman yüz yüze gelmemiş ve bizzat tanışmamışlardır. Ancak yolları bir ömür boyu aynı gayede kesişmiştir. Birbirini şahsen tanımayan bu iki ismin gönülleri ve zihinleri aslında çoktan hemhal olmuştur. İkisi de farklı coğrafyalardan ve farklı dillerde hayatları boyunca aynı hakikati haykırmıştır: ‘Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!’
