ABD–İsrail ekseninin İran’a yönelik saldırıları, sadece güncel bir jeopolitik gerilim olarak okunamaz. Bu saldırılar, aslında çok daha uzun bir sürecin son halkasıdır.
Hatırlayalım…
2001 yılında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 11 Eylül saldırılarının ardından yaptığı konuşmada adeta bir çağrı yapmış ve “Haçlı Seferi başlatıyoruz” ifadesini kullanmıştı.
Bu sözler, çoğu kişi tarafından o gün sadece bir siyasi retorik olarak değerlendirildi. Oysa bugün gelinen noktada görüyoruz ki bu ifade, aslında yeni bir dönemin ideolojik ilanıydı.
Bu nedenle yaşananları yalnızca petrol, enerji hatları ya da ekonomik çıkarlarla açıklamak eksik kalacaktır.
Mesele çok daha büyük bir mesele…
Sadece Jeopolitik Değil, Teolojik Bir Savaş
2001’de başlayan süreç bugün bambaşka bir aşamaya ulaşmış durumda.
Özellikle son yıllarda ABD ve İsrail’deki karar verici çevrelerin kullandığı dil, bu savaşın yalnızca siyasi değil aynı zamanda teolojik bir savaş olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırılar öncesinde kullandığı “Bu son şansımız” ifadesi tesadüf değildir.
Aynı Netanyahu’nun Gazze’deki saldırıların başında “Yeşaya kehanetini gerçekleştireceğiz” demesi de bu zihniyetin açık bir göstergesidir.
Bu sözler sıradan siyasi cümleler değildir.
Bunlar, belirli bir teolojik dünya görüşünün siyaset sahnesine yansımasıdır.
ABD’deki Neocon çevrelerin önde gelen isimlerinden Senatör Lindsey Graham’ın ve benzeri pek çok Amerikan siyasetçisinin kullandığı ifadeler de bu gerçeği doğrulamaktadır.
Artık bunu saklama gereği bile duymuyorlar.
Açıkça söylüyorlar:
“Biz İslam ile savaşıyoruz.”
Mezhep Meselesi Değil
Bu noktada önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor.
Batı’daki bu ideolojik blok için Müslümanların Sünni ya da Şii olması hiçbir anlam ifade etmemektedir.
Eğer mezhep gerçekten belirleyici olsaydı;
Şii Azerbaycan ile yakın ilişkiler kurulurken Şii İran neden hedef haline getirilsin?
Aynı şekilde;
Sünni Hamas düşman olarak görülürken Sünni Birleşik Arap Emirlikleri neden en önemli müttefiklerden biri olarak kabul edilsin?
Bu örnekler, meselenin mezhep değil jeopolitik ve ideolojik kontrol olduğunu açıkça göstermektedir.
Siyonizm ve Evanjelizm: Teolojik Bir İttifak
Bugün dünyada yaşanan pek çok çatışmayı anlayabilmek için iki ideolojik akımı iyi analiz etmek gerekir:
Siyonist teoloji ve Evanjelist teoloji.
Bu iki akımın ortak noktası, belirli kehanetlerin gerçekleşmesi için dünyanın büyük bir savaş sürecine sürüklenmesi gerektiğine inanmalarıdır.
Bu inanca göre;
Yeryüzünde büyük bir kaos ve kan dökülmesi yaşanacak, ardından da beklenen Mesih ortaya çıkacaktır.
Bu düşünce, özellikle ABD’deki Evanjelist çevrelerde ve İsrail’deki radikal Siyonist gruplarda oldukça güçlü bir şekilde etkisini sürdürmektedir.
Başka bir ifadeyle;
Bazı güç odakları için savaş yalnızca bir araç değil, aynı zamanda kehanetleri gerçekleştirecek bir süreçtir.
Armageddon Senaryosu
Bu teolojik yaklaşımın merkezinde ise sıkça dile getirilen bir kavram bulunmaktadır:
Armageddon.
Evanjelist teolojiye göre Armageddon, dünyanın kaderini belirleyecek büyük bir savaştır.
Bu savaşın Ortadoğu’da yaşanacağına ve insanlığın kaderini belirleyeceğine inanılmaktadır.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan çatışmaların bazı çevreler tarafından bu perspektifle okunması, meselenin ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını göstermektedir.
Gazze Dünyayı İkiye Böldü
Gazze’de yaşananlar ise bu sürecin en açık göstergelerinden biri oldu.
Gazze sadece bir şehir değildir.
Gazze, aslında dünyanın vicdanını ortaya çıkaran bir turnusol kağıdıdır.
Bugün dünya ikiye bölünmüş durumdadır:
Bir tarafta vicdanlı insanlar…
Diğer tarafta zulme sessiz kalanlar.
Ne Yapmalı?
Bu tablo karşısında sorulması gereken soru şudur:
Bu süreçte insanlık ne yapacaktır?
Bu saldırgan zihniyete karşı sadece “Lütfen yapmayın” mı diyeceğiz?
Elbette hayır.
Yapılması gereken ilk şey, bölünmüşlükten kurtulmaktır.
İnsanlık bugün büyük bir imtihanla karşı karşıyadır.
Bu imtihan karşısında yapılması gereken şey çok açıktır:
Yeryüzünün tüm vicdanlı insanlarının bir araya gelmesi…
Zulme karşı ortak bir duruş sergilemesi…
Ve insanlığı tehdit eden bu karanlık ideolojilere karşı birlikte mücadele etmesidir.
Çünkü başka bir seçenek yoktur.
