Hak ve Hakikatte Değişmez Koordinat: Necmettin Erbakan

“Ortaya koyduğu tüm tezlerinin kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ydi. İşte bu yüzden de Necmettin Erbakan’ın ümmete hatırlattığı koordinatlar hala taptazedir ve hala günceldir.“

0 yorumlar

Bir millet pusulaya sahip değilse savrulma kaçınılmazdır. Rüzgâr ne taraftan eserse oraya dönülmesi; güç kimdeyse ona öykünülmesi ya da moda olanın “hakikat” sanılması gibi durumlar son derece olasıdır. Oysa hakikat, rüzgâra göre yön değiştiren bir kanaat değil; istikametini Kur’an ve Sünnet’ten alan değişmez bir ölçüdür. İşte bu yüzden tarih boyunca bazı isimler vardır ki dönemlerin ve konjonktürlerin üzerinde durur. Çünkü onlar, günü değil; hakikati temsil eder. Şartlara göre konuşmaz; şartların üstünde bir dava dili kurarlar. İşte bu ölçütün son temsilcilerinden biri de Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır.

Erbakan Hoca, İslam aleminin modern dönemdeki şaşmaz koordinatlarından biridir. Bundandır ki; Erbakan Hoca’yı bir siyasi lider, bir parti kurucusu ya da başarılı bir mühendis olarak tanımlamak son derece eksik kalacaktır. Zira; Erbakan Hoca, sırat-ı müstakim üzere bir hayat demektir. Merhum hocamızın “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” sözü de biraz önceki nitelendirmenin en somut örneklerinden biridir.

ERBAKAN HOCA’YI NASIL OKUMAK GEREKİR?

Evvela belirtmemiz gerekir ki; içerisinde bulunduğumuz zorlu şartlarda bilhassa her gencin Erbakan Hoca’yı yakınen tanıması bir zarurettir.

Neden böyle diyorum biliyor musunuz?

Zor zamanlarda dava adamı olmanın yolu büyük bir dava adamını tanımaktan ve ona benzemeye çalışmaktan geçer.

Ve bu çağda Erbakan Hoca’yı tanımak modernitenin tüm putlarına meydan okumak anlamına gelir.

Şunu çok iyi bilmelisiniz ki;

Erbakan Hoca, seçim sonuçlarıyla, hükümet ortaklıklarıyla ya da siyasi konuşmalarıyla yeterince tanınamaz.

Erbakan’ın mücadelesi saydığım tüm unsurlardan ötedir. Çünkü bu unsurların tamamı bir araçtır.

Bu noktada “Erbakan’ın amacı neydi?” dediğinizi duyur gibiyim.

Hemen açıklayalım.

Erbakan Hoca’nın en temel amacı Cenab-ı Allah’ın rızasını kazanmaktı.

Katlandığı tüm eziyetler, çektiği tüm çileler bunun içindi.

O, tabir-i caizse hikâyenin burada bitmediğini ve ebedi bir hayata erişeceğimizi çok iyi biliyordu.

O nedenle de her hareketinde ahireti görür gibi hareket ediyordu.

Peki Erbakan Hoca insanlar için ne istiyordu?

Belirtmek gerekir ki;

Erbakan Hoca, sadece Türkler ya da Müslümanlar için değil tüm insanlık için çaba harcıyordu.

Ve Hoca çok iyi biliyordu ki;

Bunun yolu da yeryüzünde beşer üstü nizamın idame etmesinden geçiyordu.

Aslına bakarsanız;

Adil düzen denilen şey de tam olarak buydu.

Tüm insanlığın saadet ve selameti için yeryüzünün ilahi kanunlarla yönetilmesi…

Anlayacağınız, Erbakan Hoca’nın mücadelesi sıradan siyasi bir mücadele değil, sırat-ı müstakim üzere olma savaşıydı.

ERBAKAN HOCA’NIN KOORDİNATLARI NEYDİ?

Erbakan’ı büyüten şey; bir dönem iktidara gelmesi değil, kendisinden sonraki kuşaklara bir istikamet bırakmasıydı.

Onun mücadelesi, bir koltuk mücadelesi değil; bir istikamet mücadelesiydi.

Çünkü en büyük keramet istikametti.

Bir medeniyet iddiası taşıyan Erbakan Hoca’nın değişmez koordinatları vardı.

Bu koordinatların etkisiyle 1969 yılında ne dediyse ömrünün son gününde de aynısını dile getiren Erbakan Hoca’nın şaşmaz düsturu Kur’an ve Sünnet’ti.

Dediğim gibi;

Erbakan’ın eylemi de söylemi de her şartta aynıydı.

Bu bağlamda;

Faizin zulüm olduğu, sömürü düzeninin insanlığın baş belası olma niteliğini taşıdığı, batı medeniyetinin ahlaksızlık ve adaletsizliği ürettiği, İslamiyet’in sadece ibadet değil; hayat nizamı olduğu ve de Müslüman’ın sadece kendisini kurtarmak için değil, tüm insanlığı kurtarmak için yaşaması gerektiği onun değişmez düsturlarıydı.

İşte bu, daha da fazla uzatabileceğimiz listeden dolayıdır ki;

Erbakan Hoca güncel siyasetin değil hakikati savunmanın mücadelesi içerisindeydi.

BİR MİLLETİ İHYA ETTİ

Erbakan Hoca’nın mücadelesini özel yapan noktalardan biri de toplumumuza unutturulan birçok şeyi yeniden hatırlatmasıydı.

Türkiye, bilhassa Cumhuriyet sonrası dönemde uzun yıllar boyunca bir kompleksin içine itilmişti;

“Biz yapamayız. Biz yönetemeyiz. Biz üretemeyiz. Biz ancak birilerinin gölgesinde var olabiliriz.”

Bu aşağılık kompleksi sadece ekonomide değil; tarihte, kültürde, diplomaside ve hatta dindarlıkta bile kendini gösteriyordu.

Sanırsınız ki; Müslüman, dünyada sadece mağdur olmaya mahkûm bir figürdü.

Sanki Müslüman, sadece içe kapanıp bireysel ibadetlerini yaşayan bir insan olmalıydı.

Erbakan Hoca işte burada tarihî bir kırılma yaptı.

Milletimize şunları söyledi;

“Müslüman edilgendir” yalanını reddedin.

Müslüman, kurucu özne olur.

Müslüman, düzen kurar.

Müslüman, adalet tesis eder.

Bu, sadece siyasi bir iddia değil; ümmet şuurunun yeniden inşasıydı.

HAYATIMIZIN NİRENGİ NOKTASINI ORTAYA KOYDU

Bugün birçok kişi “Önce ahlak ve maneviyat” ifadesini bir slogan sanıyor.

Oysa bu cümle, bir toplum tasavvurudur.

Merhum Erbakan Hocamıza göre toplum, sadece ekonomik göstergelerle düzelmez.

Refah sadece maddi ölçütlerle yükselmez.

Toplumun omurgası çökmüşse, para da çöker; devlet de çöker; aile de çöker.

Bu yüzden Erbakan, her şeyin önüne ahlak ve maneviyatı koymuştu.

Çünkü o biliyordu ki:

Ahlak ve maneviyat yoksa ekonomi hırsızlık üretecekti.

Ahlak ve maneviyat yoksa siyaset çıkar şebekesine dönecekti.

Ahlak ve maneviyat yoksa teknoloji insanlığa karşı silaha dönüşecekti.

Ve ahlak ve maneviyat yoksa özgürlük, güçlülerin zayıfları ezme hakkı olacaktı.

İşte tam da bundan dolayı Erbakan Hoca’nın “ahlak ve maneviyat” vurgusu bir nasihat değil; sistem teziydi, medeniyet iddiasıydı, hakikat davasıydı.

ADİL DÜZEN NEYDİ?

Erbakan Hoca’nın en önemli kavramlarından biri de “Adil Düzen”di.

Şu çok iyi bilinmelidir ki;

Adil Düzen, yalnızca ekonomik bir olgu değildi.

Bir medeniyet tasarımı olan Adil Düzen, hakikatin hayata geçirilmiş haliydi.

Adil Düzen’in özü şuydu:

İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.

Ve sistem; insanın fıtratına göre kurulmalıdır.

Bu da ancak beşer üstü nizamın hakim olmasıyla mümkün olur.

Örnek üzerinden gidersek;

Erbakan’ın faize karşı tavrı, işte bu nedenle çok netti.

Faiz sadece bir finans yöntemi değil; sömürünün kurumsallaşmış haliydi.

Faiz, üretmeden kazanmanın adıydı.

Faiz, emeğin kanını emmenin ismiydi.

Faiz, güçlülerin zayıfları boğmasının gerekçesiydi.

Anlayacağınız;

Erbakan Hoca’nın Adil Düzen mücadelesi sıradan bir tartışma değil; doğrudan hak-batıl mücadelesiydi.

DERDİ FABRİKA AÇMAK DEĞİL; EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞI SAĞLAMAKTI

Erbakan Hoca denince “Ağır Sanayi” de unutulmaması gereken hususların başında geliyor.

Ama bunu sadece “kalkınma programı” gibi okumak eksiklik olur.

Ağır sanayi; Türkiye’nin tam bağımsızlığını kazanma hikayesidir.

Zira;

Fabrika, sadece beton değildir.

Fabrika, sadece makine değildir.

Fabrika, bağımsızlığın mührüdür.

Erbakan’ın sanayi davası, “yerli ve milli” söyleminin çok öncesinde, hem de çok daha köklü bir bilinçle şunu haykırıyordu:

“Onlar sizden üstün değil. Biz çalışacağız, üreteceğiz; inanacağız ve vazgeçmeyeceğiz.”

İşte bu yüzden bu husus; millete yeniden özgüven kazandıran büyük bir devrimdi.

İSLAM BİRLİĞİ EN BÜYÜK GAYELERİNDEN BİRİYDİ

Erbakan Hoca’nın ufku sadece Türkiye ile sınırlı değildi.

Merhum Hocamız, daima ümmet perspektifi ile konuşuyordu.

Çünkü onun nazarında Müslümanların sorunu tek tek ülkelerden müteşekkil değil; topyekün bir medeniyet kuşatmasıydı.

D-8 hamlesi de bu nedenle çok önemliydi.

Çünkü D-8; sadece bir ekonomik iş birliği değil; Müslümanların yeniden “küresel özne” olma iradesiydi.

Erbakan Hoca’nın “Yeni bir Dünya” idealinin özü şuydu;

Beşerin kurduğu sistemler adaletsizlik üretiyor.

Kapitalizm ve komünizm insanlığı ifsat ediyor.

Siyonizm dünyayı kana buluyor.

Emperyalizm milletleri esir ediyor.

İşte Erbakan Hoca, birçoğundan farklı olarak, bu noktada sadece eleştiriyle yetinmedi ve ortaya bir alternatif koydu;

Yeni Bir Dünya.

Bilinmeli ki;

Bu teklif, bugün hâlâ canlıdır.

Bugün hâlâ gereklidir.

Ve bugün hâlâ tek “çare”dir.

ERBAKAN HOCA BUGÜN HALA NEDEN KOORDİNAT?

Yazımızın sonuna gelirken…

Şu soruyu açıkça sormalıyız:

Neden hâlâ Necmettin Erbakan?

Çünkü bugün Türkiye’nin ve ümmetin karşı karşıya olduğu temel problem değişmedi;

Sömürü düzeni devam ediyor.

Faiz düzeni büyüyor.

Küresel tahakküm yeni araçlarla sürüyor.

Müslüman toplumlar parçalanıyor.

Ahlaki çürüme normalleştiriliyor.

Erbakan’ın büyüklüğü de burada…

O, şartlara göre şekil alan biri değil; şartların üstünde ilkesini koruyan bir liderdi.

Düşmanına benzeyerek güçlenmeyi değil; kendi değerleriyle güçlenmeyi savunuyordu.

Ortaya koyduğu tüm tezlerinin kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ydi.

İşte bu yüzden de Necmettin Erbakan’ın ümmete hatırlattığı koordinatlar hala taptazedir ve hala günceldir.

Bugün “değişmez koordinat” derken kastettiğimiz de budur.

YÖNÜMÜZÜ DE KOORDİNATLARIMIZI DA KAYBETMEYELİM

Bugün Necmettin Erbakan’ı anmak, bir nostalji değildir.

Onu hatırlamak, bir “geçmişi yâd etme” faaliyeti değildir.

Erbakan Hoca’yı anlamak;

Bu milletin yönünü yeniden bulmasıdır.

Pusulanın tekrar hakikate çevrilmesidir.

Zihinlerin tekrar istikamete oturtulmasıdır.

O halde bugün yeniden söyleyelim:

Hak ve hakikat değişmez.

Koordinat bellidir.

İstikamet nettir.

Ve bu istikametin Türkiye’deki en berrak, en kararlı ve en onurlu baş temsilcisi Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın