Ülkemiz siyasetinde de sıkça karşılaştığımız “biz bu yola çıkarken kefenimizi yanımıza aldık” söylemi; Asya, Afrika ve kısmen Latin Amerika’da, çoğunluğu Müslüman halklardan oluşan coğrafyalardaki ulus devlet yönetim anlayışına dair ciddi ipuçları barındırmaktadır.
Kefenini yanına alarak yola çıkmak demek şudur:
“Evet, bu ülkede halkın iradesiyle, demokratik seçimlerle yönetime geldik. Ancak demokrasimiz yeterli olgunluğa erişmediği için iç ve dış güçlerin müdahaleleriyle her an görevden el çektirilebiliriz. Bunun ardından bir yargılama süreci başlatılabilir ve bu süreç canımızla sonuçlanabilir. Bizler tüm bunları bilerek bu yola çıkıyoruz.”
Bu söylem, romantik bir retorik değil; coğrafyamızın çıplak gerçeğidir.
Türkiye Deneyimi: Darbelerle Sınanan Demokrasi
Ülkemiz, çok partili hayata geçişten bu yana beş büyük darbe ve bir e-muhtıra yaşamıştır. Yaklaşık her on yılda bir tekrarlanan bu darbeler sürecinde:
- Bir başbakan,
- İki bakan idam edilmiştir.
- Onlarca siyasetçi hapse atılmış,
- İşkenceler görmüş,
- Cebren siyasetten el çektirilmiştir.
Öyle ki, uzun yıllar tek başına iktidar olmuş, askerî yönetimi ve bürokrasiyi büyük ölçüde belirlemiş bir iktidar bile, iktidarının on altıncı yılında darbeye maruz kalmıştır.
Bu tablo bize şunu göstermektedir:
Yetmiş yıldır demokratik bir sistemle yönetiliyor gibi görünsek de, risalet dönemindeki müşrik Araplar gibi, helvadan yaptığımız putu acıkınca yemekten geri durmuyoruz.
Gelişmiş Demokrasiler ve Halk Tepkisi
Gelişmiş demokratik ülkelerde, bizde olduğu gibi darbeyle hükümet değişikliklerine pek rastlanmaz. Ya da darbe olacaksa, bunu halk yapar; güvenlik güçlerine veya mafyatik yapılara havale etmez.
Yakın dönemde Yunanistan ve Fransa’da yaşanan kitlesel halk hareketlerinin temel sebebi, ekonomik şartların kötüleşmesidir. Halk, keyfi sebeplerle değil; gerçekten müdahale edilmesi gereken durumlarda ayağa kalkar.
Afrika Demokrasileri (!): Seçim Var, İrade Yok
Afrika ülkeleri incelendiğinde, isimlerinin yanında “Cumhuriyet” ibaresi bulunsa da, bizim anladığımız anlamda bir demokrasiyle yönetilmedikleri açıkça görülür.
Seçimler yapılır, iktidarlar sandıkla iş başına gelir; ancak küçük bir farkla:
Seçime girecek partileri mevcut iktidar belirler.
Muhaliflerin dışlandığı bu seçimlerde, mevcut iktidarların %90’ların üzerinde oy alması da kaçınılmaz olur. Ne diyelim, gerçekten “harika” bir demokrasi!
Mısır’ın Kısa Tarihi ve İhvan Gerçeği
İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen Afrika ulus devletlerinin her birinin çetin bir bağımsızlık mücadelesi vardır.
Mısır’da bu mücadelenin en önemli aktörlerinden biri, Hasan el-Benna’nın kurduğu İhvan-ı Müslimin Teşkilatıdır.
1882’de İngiltere tarafından işgal edilen Mısır’ın, 1922’de bağımsızlığını ilan ettiği yazılır. Ancak bu, gerçek bir bağımsızlık değil; işbirlikçi yönetimler eliyle sürdürülen bir sömürü düzenidir.
1952 darbesiyle krallık sona ermiş, 1953’te Cumhuriyet ilan edilmiştir. Ancak Cumhuriyetle birlikte işler değişmiş; İhvan, bağımsızlık mücadelesinin asli unsurlarından biri olmasına rağmen istenmeyen ilan edilmiştir.
Sebep açıktır:
İhvan bir halk hareketidir ve bir gün iktidarı bütünüyle ele geçirebilecek potansiyele sahiptir.
Arap Baharı, Muhammed Mursi ve Darbe
2011 yılında Tahrir Meydanı’nda başlayan ve “Arap Baharı” adı verilen süreç, Mısır’da Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesiyle sonuçlandı. Ardından yapılan seçimleri İhvan’ın adayı Muhammed Mursi kazandı ve Mısır’ın ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı oldu.
Ancak onlarca yıllık askerî vesayet ve derin devlet yapılanması içerisinde Mursi’nin manevra alanı son derece sınırlıydı. Protestolar, anayasa krizleri ve askerî baskılar sonucunda, 2013 Temmuz’unda askerî darbeyle görevden alındı.
Rabia Meydanı’ndaki direniş ise binlerce insanın katledilmesiyle bastırıldı. General Abdulfettah El-Sisi iktidarı ele geçirdi.
Şehadetle Tamamlanan Bir Duruş
Muhammed Mursi, uzun süren yargılamalar sırasında onurlu duruşundan bir an olsun taviz vermedi.
Demokratik iradenin gasp edildiğini haykırdı, darbeyi meşru görmedi.
Bir dava sırasında fenalaşarak hayatını kaybetti ve şehitler kervanına katıldı.
Allah şehadetini kabul etsin.
Muhammed Mursi, demokrasinin helvadan put olduğu bu coğrafyanın insanıydı. O da kefenini yanına alarak yola çıkmıştı.
Boyun eğmedi.
Davasından vazgeçmedi.
Kefeni gerçekten yanında taşıdı.
Allah onlardan razı olsun.
Yazan: Fatih Tutkun (Temmuz 2019)
