Necmettin Erbakan’ı sadece bir siyasetçi değil, bir dava ve medeniyet tasavvuru olarak tanımlarsak; sizce onu bugün hâlâ “güncel” kılan temel fikir nedir?
“Necmettin Erbakan’ı yalnızca bir siyasetçi olarak değil, bir dava ve medeniyet tasavvurunun taşıyıcısı olarak ele aldığımızda, onu bugün hâlâ “güncel” kılan temel fikir; ahlakı merkeze alan, bağımsızlığı esas alan ve insanı sistemin öznesi olarak gören bir siyaset anlayışıdır.
Merhum Hocamızın asıl farkı, siyaseti yalnızca iktidar mücadelesi olarak görmemesiydi. O, siyaseti; adaleti tesis etmenin, hakkı hâkim kılmanın ve insan onurunu korumanın bir aracı olarak tanımladı. Bugün yaşadığımız ekonomik krizler, gelir adaletsizliği, ahlaki çözülme, bağımlı dış politika ve toplumsal kutuplaşma dikkate alındığında; Erbakan’ın yıllar önce yaptığı uyarıların ne kadar isabetli olduğu çok daha net biçimde görülmektedir.
Bugün, Necmettin Erbakan’ı güncel kılan en önemli başlıklardan biri ekonomiye bakışıdır. O, faize dayalı ekonomik düzenin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyal bir tahribat ürettiğini savundu. Bugün ülkelerin borç-faiz sarmalı içinde nefessiz kaldığı, üretimin yerine rantın ikame edildiği, emeklinin, dar gelirlinin ve gençlerin sistemin dışına itildiği bir tabloda; Erbakan’ın “Adil Düzen” yaklaşımı hâlâ güçlü bir alternatif olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü bu yaklaşım, insanı rakamdan ibaret görmez; üretimi, paylaşımı ve hakkaniyeti esas alır.
Erbakan’ı güncel kılan bir diğer temel unsur ise bağımsızlık anlayışıdır. O, ne Batı’nın gölgesinde ne de başka bir gücün vesayeti altında bir Türkiye tasavvur etti. “Onurlu dış politika” dediği şey; günü kurtaran diplomatik manevralar değil, uzun vadeli ve ilkeli bir duruştu. Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar, sınır değişiklikleri, büyük güçlerin masa başında aldığı kararlar ve Türkiye’nin bu denklem içindeki kırılganlığı düşünüldüğünde; Erbakan’ın yıllar önce çizdiği “milli duruş” hattının ne kadar hayati olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Erbakan’ı sadece geçmişte kalmış bir lider olmaktan çıkaran şey, sisteme itiraz ederken çözüm üretmesidir. O, yalnızca eleştiren değil; model koyan, alternatif sunan, kurumsal yapılar inşa eden bir liderdi. Ağır sanayi hamlesinden D-8’e, yerli üretim vurgusundan İslam ülkeleri arasında iş birliği fikrine kadar ortaya koyduğu her başlık, bugünün dünyasında yeniden tartışılmakta ve anlam kazanmaktadır.
Ayrıca Erbakan’ın siyasette ısrarla vurguladığı ahlak ve maneviyat meselesi, bugün belki de her zamankinden daha günceldir. Toplumda güven duygusunun zayıfladığı, adalet algısının ciddi biçimde sarsıldığı, siyasetin diliyle toplumun vicdanı arasındaki mesafenin açıldığı bir dönemde; Erbakan’ın “önce ahlak ve maneviyat” vurgusu, nostaljik bir söylem değil, doğrudan bugünün krizlerine verilen bir cevaptır.
Bu nedenle Necmettin Erbakan, yalnızca geçmişte kalmış bir lider değil; bugünün sorunlarını yıllar öncesinden teşhis etmiş, çözüm çerçevesi çizmiş ve hâlâ referans alınabilecek bir siyaset ve medeniyet aklıdır. Onu güncel kılan şey; sloganları değil, fikirlerinin zaman karşısındaki direncidir. Bugün hâlâ adalet arıyorsak, hâlâ bağımsızlıktan söz ediyorsak, hâlâ ahlaklı bir siyaset talep ediyorsak; bu, Erbakan’ın ortaya koyduğu fikrî mirasın canlılığını koruduğunu gösterir. Kısacası Necmettin Erbakan, bir dönemin değil; her dönemin ihtiyaç duyduğu bir siyaset ve medeniyet anlayışının adıdır.”
Önce ahlak ve maneviyat” ilkesi, bugünün siyaset ikliminde ne kadar karşılık buluyor? Bu ilke bugün nasıl savunulmalı?
“Önce ahlak ve maneviyat” ilkesi, bugünün siyaset ikliminde ne yazık ki gerçek anlamıyla karşılık bulan bir ilke olmaktan uzaklaşmış durumda. Bunun temel nedeni, ahlak ve maneviyatın bir siyaset anlayışının omurgası olmaktan çıkarılıp, çoğu zaman söylem düzeyinde kullanılan, içi boşaltılmış kavramlara dönüştürülmesidir. Herkes bu kavramlardan söz ediyor; ancak siyasetin pratiğine baktığımızda adalet duygusunun zedelendiğini, israfın olağanlaştığını, liyakatin yerini sadakatin aldığını görüyoruz. Bu tablo, toplumun ahlak ve maneviyat vurgusuna karşı giderek mesafeli ve sorgulayıcı bir tutum geliştirmesine yol açıyor.
Oysa Necmettin Erbakan’ın “önce ahlak ve maneviyat” yaklaşımı, dönemsel bir slogan değil; siyasetin nasıl yapılması gerektiğini tarif eden köklü bir ilkeydi. Erbakan için ahlak, bireysel bir tercih alanı değil, kamunun yönetiminde bağlayıcı bir ölçüydü. Devletin imkânlarının kullanımından dış politikaya, sosyal adaletten ekonomi yönetimine kadar her alanda ahlaki bir sınırın var olması gerektiğini savunuyordu. Maneviyat ise bu sınırların korunmasını sağlayan vicdani zemini ifade ediyordu. Gücü sınırlayan, adaleti besleyen ve siyaseti insana hizmet aracı hâline getiren şey tam olarak buydu.
Bugün bu ilkenin savunulması, onu tekrar yüksek sesle dile getirmekten ibaret olamaz. Ahlak ve maneviyat, yeniden siyasetin merkezine yerleştirilecekse; bu, samimi bir duruşla, tutarlı bir siyasetle ve bedel ödemeyi göze alan bir anlayışla mümkün olabilir. İnsanların artık sözlere değil, davranışlara baktığı bir dönemdeyiz. Vatandaş, ahlaktan bahsedenlerin kamu kaynaklarını nasıl kullandığına, adaleti nasıl uyguladığına, kendileri için istemediklerini başkalarına reva görüp görmediklerine bakıyor.
Bugün “önce ahlak ve maneviyat” demek; yoksulluğu kader olarak sunmak yerine, yanlış politikaları ve israfı sorgulamak demektir. Adaleti, siyasi aidiyete göre değil, hakka göre işletmek demektir. Maneviyatı korku ve kutuplaşma diliyle değil, merhamet, hakkaniyet ve toplumsal barış üzerinden inşa etmek demektir. Aksi hâlde bu kavramlar, toplum nezdinde inandırıcılığını tamamen yitirir.
Saadet Partisi ve Milli Görüş geleneği açısından bu ilke, şartlara göre değişen bir söylem değil; siyasetin her koşulda bağlı kalması gereken temel bir pusuladır. Erbakan’ı bugün hâlâ güncel kılan da budur. İlkelere sadakat, iktidar imkânlarıyla ölçülmez. Ahlak, güçle değil; güç ahlakla sınanır. Bugün siyasetin en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur: Sözü güçlü olan değil, sözüyle hayatı arasında mesafe olmayan bir ahlaki duruş.
Sizin hayatınızda Erbakan Hoca ile ilgili unutamadığınız bir cümle, bir duruş ya da bir anı var mı?
“Necmettin Erbakan Hoca’yla ilgili unutamadığım şey tek bir cümle ya da tek bir anıdan ibaret değil; daha çok, onun hayata ve siyasete bakışında hiç değişmeyen bir duruşun insanın zihninde ve vicdanında bıraktığı izdir. Onu yakından tanıyan herkes şunu çok net hissederdi: Erbakan Hoca, şartlara göre konuşan değil, inandığına göre yaşayan bir liderdi. Bu, siyasette son derece nadir rastlanan bir özelliktir.
En çok akılda kalan yönlerinden biri, zor zamanlarda bile meselelere soğukkanlılıkla, sabırla ve ahlaki bir çerçeveden yaklaşmasıydı. En ağır baskıların olduğu dönemlerde, hakkında kapatma davalarının açıldığı, partilerin ardı ardına kapatıldığı zamanlarda dahi öfkeyle konuştuğunu, rövanşist bir dil kullandığını kimse hatırlamaz. “Biz kin siyaseti yapmayacağız” sözü, sadece bir temenni değil, bizzat uyguladığı bir siyaset tarzıydı. Bu duruş, özellikle bugün siyasetin sertleştiği, kutuplaşmanın derinleştiği bir ortamda daha iyi anlaşılıyor.
Erbakan Hoca’nın unutulmayan cümlelerinden biri, “Bizim davamız makam davası değil, hak ve adalet davasıdır” sözüdür. Bu ifade, onun siyaset anlayışını özetler. İktidarı bir amaç değil, bir araç olarak görürdü. İktidarda olduğu dönemlerde de, iktidardan uzaklaştırıldığı zamanlarda da bu bakış açısını hiç terk etmedi. Makam gittiğinde davası bitenlerden olmadı; tam tersine, zor dönemlerde bile aynı inançla yürümeye devam etti. Bu, insanın hayatında derin bir etki bırakan bir duruştur.
Bir diğer unutulmaz yönü ise gençlere yaklaşımıydı. Erbakan Hoca, gençleri sadece mitinglerde alkışlayan bir kitle olarak görmezdi. Onları uzun vadeli bir medeniyet yürüyüşünün taşıyıcıları olarak kabul ederdi. Sabırla dinler, yetiştirir, hata yapmalarına rağmen kapıyı kapatmazdı. “Bu dava uzun soluklu bir davadır” derken, aslında herkese şunu hatırlatıyordu: Bugün sonuç alamadığınız yerde bile doğruyu savunmaktan vazgeçmeyin.
Belki de en çarpıcı olan şey, onun güç karşısındaki tavrıydı. Gücü kutsamaz, gücün ahlakla sınanması gerektiğini söylerdi. Devlet imkânlarını, makamları, imkanları bir üstünlük vesilesi olarak değil, ağır bir emanet olarak görürdü. Bu anlayış, bugün siyasete duyulan güvensizliğin arttığı bir dönemde Erbakan Hoca’yı hâlâ referans noktası hâline getiriyor.
Bu nedenle Erbakan Hoca’yla ilgili akılda kalan şey tek bir hatıra değil; şartlar ne olursa olsun doğruda sebat eden, ahlaktan taviz vermeyen, sabırla ve inançla yoluna devam eden bir lider portresidir. Onu unutulmaz kılan da tam olarak budur. Çünkü sözleriyle hayatı arasında mesafe olmayan insanlar, aradan yıllar geçse bile yol göstermeye devam eder.”
