Portre: Şehit Komutan Mahmud el-Mebhuh

Peş peşe gelen takip, hapis ve sürgün yıllarına rağmen hayatını direnişe adayan ve şehadete ulaşan bir ömür...

0 yorumlar
Portre: Şehit Komutan Mahmud el-Mebhuh 1

İnsanların hayat hikayeleri yaşadıkları uzun yıllar değil, geride bıraktıkları eserin ağırlığıyla ölçülür. Şehit Komutan Mücahit Mahmud Abdurrauf el-Mebhuh’un hayat hikayesinde; zorlu aşamalar, kader anlarını tayin eden kararlar, birbirini izleyen takibat yılları, hapishaneler, sürgünler ve sessizce yürütülen çalışmalar peş peşe gelir. Bu, kendisi için bir görünme arzusu beklentisi olmayan, aksine para, silah ve tecrübe ile direnişi desteklemeyi son anına kadar kendine hayat vazifesi edinen bir adamın hikayesidir.

*İlk Dönemler: Erken Dönemde Hareket’e Katılma ve İlk Çekirdeğin Oluşumu*

1978 yılında Mahmud el-Mebhuh, mütefekkir Dr. İbrahim el-Makadime ve Şehit Komutan Şeyh Salah Şahade aracılığıyla Müslüman Kardeşler’e katıldı. 80’li yılların başında, hazırlık aşamasının erken bir döneminde, sessizce ve disiplinle oluşturulan ilk askeri çalışma gruplarına seçildi.

Bu grupların görevleri; Filistin içinde cihad operasyonlarının başlaması için vazgeçilmez bir kapı olan para ve silah teminine, silah talimine, “düşmana yaklaşma” engelini kırmak için işgal altındaki topraklara yapılan yoğun ziyaretlere ve saha onlara açılmadan önce düşman hedeflerini gözlemlemeye odaklanmıştı.

*1986 Tutuklaması: “Mezbaha” (Saraya Hapishanesi) ve En Zor Sınav*

1986 yılında, bir işbirlikçinin ondan silah aldığını itiraf etmesi üzerine tutuklandı. Sorgu merkezinin “Mezbaha” olarak adlandırıldığı Saraya Hapishanesi’nde 46 gün boyunca her türlü işkenceye maruz kaldı ve hiçbir şeyi itiraf etmedi.

Anlatılanlara göre bir sorgucu, o dönemki istihbarat subaylarına aynen şöyle demiştir: “Bu adam ölmek istiyor ve ben sorumluluk kabul etmiyorum.”

Hapisten çıktığında, Saraya’nın kapısında onu ilk karşılayan Şeyh Salah Şahade oldu. Bu sahne, ona uzun süre eşlik edecek olan ruh terbiyesi ve teşkilat şuurunun bir özetiydi.

*İntifada ve Doğrudan Askeri Eylemin Başlangıcı*

Birinci İntifada’nın patlak vermesi ve hareketin kuruluşuyla birlikte, Hamas ve lider kadrosuna yönelik tutuklama dalgaları, “net bir askeri eyleme” geçme gerekliliğini pekiştirdi.

Şeyh Salah Şahade ile koordinasyon içinde tertiplenerek, Siyonist askerleri hedef alan operasyonlar için hazırlıklar başladı. İlk operasyon, Onbaşı Avi Sasportas’ın silahı alındıktan sonra öldürülmesi ve cesedinin atılmasıydı. Operasyon, hareketin o dönemki askeri kanadı olan “Filistinli Mücahitler” adına üstlenildi ve işgalciden çalınan araba yakılarak izler gizlendi.

Aynı eylem 1989’un Mayıs ayında asker Ilan Saadon operasyonuyla tekrarlandı. Bu kez, bir esir takası gerçekleştirmek amacıyla cesedi saklayacak bir yer hazırlanmıştı. Ancak ordunun Gazze Vadisi’ne kadar süren takibi arabanın yakılmasını engelledi; bu da faillerin kimliğinin açığa çıkmasına, birinin şehadetine ve Mahmud el-Mebhuh’un Gazze’den çıkma kararı alınana kadar üç ay boyunca takibat altında kaçak yaşamasına neden oldu.

*Sürgün: Mısır’dan Şam’a, Hazırlıktan Lojistiğe*

Mısır’a, oradan Libya ve Sudan’a geçti; o yılın sonunda Suriye’ye yerleşti. Burada vatanına dönmek amacıyla yeni bir hazırlık aşamasına başladı ancak şartlar buna izin vermedi. Bu süreçte, Marj al-Zuhur’da Şehit Dr. Abdülaziz el-Rantisi gibi liderlerle kritik görüşmeler yaptı.

Dışarıda olduğu dönemde çabaları; yurt dışında okuyan Gazzeli ve Batı Şerialı öğrencileri eğitip teşkilatlandırmaya ve onlara silah sağlamaya dönüştü. 1996 yılında Amman’daki Arap Zirvesi’nde, Suriye’den Ürdün üzerinden Batı Şeria’ya silah kaçıran bir gruba dair dosya sunuldu ve Şam yönetimine “ülke güvenliğini bozma” suçlaması yöneltildi. Birçok direniş gruplarından kişiler tutuklanırken, Hamas’tan sadece Mahmud el-Mebhuh geride kaldı.

Portre: Şehit Komutan Mahmud el-Mebhuh

Portre: Şehit Komutan Mahmud el-Mebhuh

*Suriye Hapishaneleri (1996–1998): Bir Yıl Yedi Ay Süren Sertlik*

Tutukluluğu bir yıl yedi ay sürdü. İlk üç ayı askı işkencesi, tecrit hücresi ve dayak gibi ağır işkence ve sorgularla geçti. Buna rağmen kimse hakkında itirafçı olmadı. Arkadaşları, tutukluluk dönemindeki bir ziyaretinde; işkence, bitkinlik ve güneş görmeyen yer altı hücreleri nedeniyle vücut ağırlığının yarısını kaybettiğini ve simasının tanınmaz hale geldiğini anlatır.

1998’de serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra Şam’da Şeyh Ahmed Yasin ile görüştü.

*Bağımsız Çalışma Yılları: Ayrım Gözetmeksizin Her Direniş Grubuna Destek*

Yaşadığı zorluklar azmini kırmadı. Filistin’i sevenlerin desteğiyle, gruplar arasında ayrım yapmadan direnişi silahlandırmaya devam etti. Bu süreçte Fetih hareketine bağlı Aksa Şehitleri Tugayları liderleri (Gazze’de Cihad el-Amarin, Batı Şeria’da Nasır el-Uveys) ve İslami Cihat ve Halk Direniş Komiteleri (Licanu’l Mukaveme) gibi yapılarla güçlü ilişkiler kurdu.

Şeyh Salah Şahade’nin hapisten çıkışı ve İkinci İntifada’nın başlamasıyla, silah ve fon sağlama süreci çok daha yoğun ve hızlı bir aşamaya geçti.

*2004: “Lojistik Meydanı” ve Refah Sınırında Tutuklanma*

2004 yılında çalışmalar, bizzat kendisinin “ikmal/lojistik meydanına” inmesini gerektirecek bir raddeye ulaştı; bu durum, Refah yakınlarındaki sınır bölgesinde yedi ay boyunca tutuklu kalmasına yol açtı.

Bu dönem bir “hayırlı bir başlangıç” oldu; zira orada pek çok Filistinli ve Mısırlı kardeşle bir araya geldi, hapishane içinde grev ve isyan yoluyla bir protesto hali başlattı. 2004 yılının ortasında tahliye olduğundan itibaren bir daha hiç durmadı; tutukluluk içerisindeki eylemlilikle medya desteğinin eş zamanlı yürüdüğü bir ilki gerçekleştirerek, meseleyi hapishane dışındaki medyaya taşıdı.

*“Nitelikli Silah”a Erişmek İçin Zamanla Yarış*

2004 ortasından 2010’un başına kadar, direnişi özellikle mali açıdan ve “nitelikli silah” ile desteklemek uğrunda bir an bile durmadı. 2010 yılının başında Çin yolculuğu sırasında bir durak olan Dubai’de suikasta uğrayana kadar direnişin verimliliğini, kapasitesini, tecrübe ve teçhizatını artırmak için geceyi gündüze katarak araştırdı ve çalıştı.

*Dubai Öncesindeki Suikast Girişimleri*

Şehit Komutan el-Mebhuh, Dubai saldırısından önce birçok suikast girişiminden kurtuldu; bunların en öne çıkanları şunlardır:

– Gazze’de takibat altında aranmakta olduğu dönemde; kendisinden şüphelenilmesi, iki kardeşinin yaralanmasına ve birinin tutuklanmasına yol açmıştı.

– 1992 yılında Beyrut’ta Şehit Komutan İzzeddin el-Şeyh Halil’in suikasta uğradığı gün; aradaki zaman farkı, arabasına bir patlayıcı yerleştirilmesine engel olmuştu.

– Şehadetinden yedi ay önce, yine Dubai’de zehirlenmesi ve birkaç gün hastanede yatmasıyla sonuçlanan girişim.

Mahmud el-Mebhuh’un hayat hikayesinde “eylem”, geçici bir hadise olarak değil, müstakim bir çizgi olarak görünür: Erken bir hazırlık, sert tutuklamalar, uzun bir sürgün, bedeli ağır seçimler ve ardından gücü sahaya aktarmak için gölgede yürütülen kesintisiz bir çalışma.

Hayat yolculuğu Dubai’de sona erdiğinde, Şehit Komutanımız hâlâ görevinin tam kalbindeydi: İkmal vazifesini omuzluyor ve şehadete kavuşana dek uğruna yaşadığı fikrin peşinden koşuyordu.

Hazırlayan: Gazze Mektebi

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın