Zamanda… Bir Yerlerde… Bir Ân’ın İçinde…
Anasını öte dünyaya erkencikten yollayalı beri gözlerini tâ uzaklara daldırıp, bozkırın orta yerine bağdaş kurmuş bir adam…
“Göğnüm hep seni arıyor, neredesin sen?”
Âh be ana diye diye tezenesiyle tutunuyormuş hayata.
“Boynu bükük bir Garib’im yüzüm gülmüyor” deyip inlermiş dağa taşa, bağrında anadan ayrılmanın yakıcılığıyla.
Bozkır, tam da bu mevsimde buruk bir telaş içerisindeymiş; her yer kan kırmızı gelincik…
Toprak bir şey diyormuş duyana.
Toprak yanıyormuş ona aşk ile bakana.
Leyla’nın Bozkıra İnişi
Hiç kokmayan bu al çiçekleri koklamaya inmiş yükseklerden bir Leyla…
Sıkılmış cam fanusta, sırça köşklerde yaşamaklardan (!)
Dokunmadan evvel dünyevi kirlerinden arınmak ister gibi yıkamış ellerini Anadolu’nun ortasında kızılca bir ırmakta…
O da nesi…
Rüzgâr kulağına bir ses getirmiş.
Yanık mı yanık…
“Datlı dillim, güler yüzlüm, Ey! Ceylan gözlüm…”
Bizim Leyla üzerine alınmış bu seslenişi.
İnsan bu… biraz kanmaya meyilli, biraz da ukala ya…
Bir Tezenenin Düşüşü
Göz göze geldikleri o ilk ân, nedense tutamamış elinden kara toprağa düşüvermiş tezenesi adamın.
Hep mendil mi düşürülür yere?
Bu hikâyede Leyla yeltenip almış yerden.
Sonunu düşünmeden hasretle koklamış ve uzatmış adama.
Leyla’nın elleri o gün bu gündür acı, hasret, hüzün ve toprak karışımı bu rayihaya bulanmış.
Kimseler duymazmış ama bir tezene tutabilene neler neler anlatırmış…
Gizli Gizli Büyüyen Sevda
“Kimseler görmeden yâr oy gel…”
Aşka düşmüşler.
Kim ne der diye düşünmeden.
Çünkü sevmek ayıp sayılırmış o memleketlerde, dünya kurulalı beri.
Her ayrılık sonrası Garip seslenirmiş Leyla’sının ardından:
“Havadaki turnalardan
Su içtiğini kurnalardan
Yâr seni senin gözünden
Sakınırım…”
Bir gülüş yeter mi insana?
Yetermiş bazen.
Kavuşmanın Yazılmadığı Gün
Sabah erkenden varmış kavuşacakları toprağa.
Zaman geçmiş…
Kuşlar dönmüş…
Leyla gelmemiş.
Gitmiş adam, bir haber alırım umuduyla.
Tahta kapının önüne varmış.
“Seher vakti çaldım yârin kapısını
Baktım yârin kapıları sürmeli…”
Komşu kadından dökülmüş hakikat.
Leyla evliymiş.
Çocukları varmış.
Şehre gitmişler bayramlık almaya…
Adam susmuş.
Ne yapsın?
Susmaktan başka.
Gerçekle Yüzleşme
Beklemiş bir köşede.
Bir kez uzaktan görmek için.
Ve görmüş…
Kocası dedikleri adamın kolunda değilmiş Leyla.
Çocuklar “baba” diye seslenince anlamış her şeyi.
15’inde kaç koyuna satıldığını.
Sevmenin ayıp, dul olmanın daha büyük ayıp sayıldığını.
Tezenenin Son Bırakılışı
Adam bu kez bilerek bırakmış tezenesini Leyla’nın kapısının önüne.
Leyla almış…
Ama uzatmamış.
Bir ömür saklamak için.
“Ne söylesen boşa Leylam…”
Başlamadan bitmiş bu hikâye.
Ne adam “gel” diyebilmiş…
Ne Leyla gidebilmiş.
Susarak Konuşanlar
Bazen konuşmadan da konuşulur.
Bir bakışla…
Bir türküyle…
Bir susuşla…
Kalp kaç kez böyle titrer bir ömürde?
Bu hikâye de yarım kalmış.
Çünkü bu topraklarda yarım kalmayan sevda var mı?
Al ve kara…
Gelincikler gibi.
Son Söz
Bu hikâye benden hatıra kalsın.
“Ah yalan dünya”da kalanlara…
Yazan: Suna Kızılırmak
(Not: Bu hikâye Neşet Ertaş’a olan saygı, sevgi ve özlemle ‘kendimce’ kaleme alınmıştır.)
