Hocam şimdi tabi günümüzde şöyle bir durum var. Sünneti sadece ibadet, o da şekli ibadetleri sınırlandırılmış bir alan gibi algılayan çok sayıda insan var maalesef. Bu bağlamda Erbakan Hoca örnekliğinde, Erbakan Hoca’nın mücadelesi sünnetin toplumsal ve siyasal boyutuna nasıl nüfuz etmiştir?
Bu çok önemli ve değerli bir soru… Aleyhissalatü vesselam Efendimiz vefat ettiğinde sahabenin ilk ihya ettiği sünnet neydi? Bu sorunun cevabını verdiğimizde meseleyi de anlamış oluruz. Neydi ilk ihya ettikleri sünnet? Halife seçimi ve imamsız kalmayacakları gerçeği. Bu sünneti sahabenin nasıl anladığını gösteriyor.
Oradan geliyoruz Erbakan Hocaya… İşte Osmanlı’nın yıkılışından sonra İslam coğrafyalarındaki başsızlık, İslam’ın belli alanlara sıkıştırılması, sadece tekkelere, sadece medreselere, sadece mekteplere hapsedilmesi, camilere hapsedilmesi. Ve nihayetinde Erbakan Hoca çıkıyor ve diyor ki bu böyle değil.
Bizim cihat kadar bir büyük sorumluluğumuz var, namaz kadar büyük bir sorumluluğumuz var; Cihad. Ve bu cihat meselesinin de gündeme getirilmesi gerekir. Bizim öğrendiğimiz din, öğrendiğimiz İslam hayatın her alanına müdahale eden bir hayat nizamıdır. Bir tarafa sıkıştırılacak bir şey yok ve böyle bir şekliyle aslında Erbakan Hoca’nın sünnet ihya noktasında çabasını görüyoruz. Zor olana tabi olun. Çok zor olan bu. Çünkü diğeri bir miktar ferdi dindarlıkla çözülebilecek bir şey. Bu daha fazla toplumsal anlamda aslında bir sünnet ihyasıdır.
Bir şey daha var, o da yani bu vesileyle dikkat edilmesi gerekir. Aslında sünnetin tariflerinde, klasik tarifler zaten kitaplarımızda mevcut ama Kur’an ve sünnette şöyle bir şey var aslında; asıl sünnet Müslümanca düşünme ve Müslümanca yaşama…
Kimsenin gündeminde yokken Siyonizm’e dikkat çekmesi, emperyalizme dikkat çekmesi, küresel güçlerin, İslam coğrafyaları üzerindeki oyunlarına dikkat çekmesi, hepsi birer sünnetin aslında ihyası anlamına geliyor. Dolayısıyla özellikle biz Erbakan Hoca’nın mücadelesinde sünnetle ilişkilendirerek bu meseleleri konuştuğumuzda gerçekten nebevi ufku anlayan birisi olarak bize bir mücadele bıraktığına şahit oluruz. İşte o nebevi ufukta da en önemli mesele tabi ki sünnetin ihyası meselesidir. Onu da hayatının birçok alanında görüyoruz.
Hocam sünnet deyince benim naçizane, işte Efendimizin hayatını hasbelkader incelemiş olduğumda iki kavram beni çok etkiliyor. Birincisi sebat kavramı, bir de bedel ödeme kavramı. Yani sünnet-i seniye de bu iki kavramın çok önemli bir yer tuttuğu kanaatindeyim. Erbakan Hoca’nın da uzun soluklu bu mücadelesinde bu kavramları irdelersek neler söylersiniz efendim?
Doğru… Çünkü sünnet aslında hakkın ikamesi. Evet. Hakkın ikamesi batılın izalesi demek. Batılın izale edildiği yerde de batıla taraftar olanların ya da batılın bizatihi sahiplenmesini yapanların karşı koyuşlarıyla karşı karşıya kalırsınız. Böyle bir karşı koyuşta da insana lazım olan en önemli mesele tabi ki sebat.
Ve gerçekten de Allah yolunda fedakarlık noktasında hiçbir şeye takılmadan bunu yapabilmek… Gerçekten sünneti anlayan bir insan şunu çok iyi bilir: Mesele dünyevi başarı odaklı değildir. Asıl mesele değerlere sadakattir.
Çünkü Aliya’nın o ifadesiyle düşmana benzedikten sonra kazandığınızda siz kazanmış olmuyorsunuz. Çünkü siz kazanmış gözükseniz bile değerlerinizden taviz vererek aslında bir yere gelmiş oluyorsunuz.
Erbakan Hoca’da o yok. Erbakan Hoca gerçekten o değerlere sadakat noktasında ve ne olursa olsun bazen seçimleri kaybetme pahasına, bazen çok fazla toplumda farklı bir biçimde eleştirilere, tenkitlere muhatap olma pahasına, istikrar ve sebatla inandığı bir davayı, bir adil düzen davasını hakim kılmanın mücadelesini verdi yıllar yılı…
Ve bu mücadeleyi verirken de gerçekten büyük bir sebatla verdi. Mesele bir insanın aynı davaya 50-60 yıl boyunca aynı heyecanla sarılabilmesi. Yani yaşı ilerlemiş zamanlarda bile bu heyecanını insan fark edince işte demek ki bir inanmışlığın göstergesi bu.
Belli şeylere inanmamış bir insan o heyecanı ne kendisi duyabilir ne etrafındaki insanlara yansıtabilir. Ama her şeye rağmen o heyecanı yansıtması işte inandığı o değerlere nasıl gerçekten gönülden inanıp bunun içinde fedakârlık adına, sebat adına bir şeyleri ortaya koyduğunu da göstermiş oluyor.
Kıymetli hocam, Erbakan Hoca’nın anahtar kavramlarından biri siz de bilirsiniz ki; “Önce Ahlak ve Maneviyat”. “Önce Ahlak ve Maneviyat” vurgusu sünnet perspektifinde siyasete nasıl bir yön tayin eder diye sormak isterim hocam.
İbn-i Abbas, biliyorsunuz Kur’an’ı sahabe içerisinde çok iyi anlayan bir isim. Onun için onun bazı tespitleri bizim için çok daha önem arz ediyor. İslam’ı dört katlı binaya benzetiyor İbn-i Abbas. Birinci katında akaid, ikinci katında ahlak, üçüncü katında ibadet, dördüncü katı da muamelat diyor.
Ahlakı getiriyor, imanın hemen arkasına koyuyor ibadetten önce. Çünkü “feveylün lil musallin”i anlayan birisi zaten böyle yapar yani. Vay o namaz kılanların, vay o ibadet edenlerin haline. Neden? Çünkü o ibadette ahlak yok. O ibadet hayata ait, hayatta yetimlere ait, düşkünlere ait, ihtiyaç sahibi olan insanlara ait sorumluluklarınızı size yaptırmıyor.
Hal böyle olunca gerçekten bir davanın başına konması gereken en önemli mesele ahlak ve maneviyat. Eğer ahlak gerçekten yoksa, bundan mahrumsanız, sizin söylediğiniz çok güzel sözlerin de bir anlamı yok. Çünkü insanlar sözlerinizden ziyade yaptıklarınıza bakacaklar. Temsiliyettir asıl olan burada.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem’i de sahabeyi de dünyevi başarıya götüren en önemli mesele o değil mi? İnandıklarını yaşadılar, yaşadıklarını söylediler. Dolayısıyla ahlaksız bir dava, ahlaki ilkeleri olmayan bir düşünce asla eden bir dava olamaz ve bu ahlak taviz verilerek yapılacak bir şey de değil. İlkeler bellidir. Bugün işte en önemli ve ihtiyaç duyduğumuz adalet, liyakat, ehliyet meselesi, emanet, şuur, bütün bunların hepsi o ahlakın içerisinde. İffet, mahremiyetin korunması, bütün bunlar o ahlakta.
Ondan sonra “ahlak ve maneviyat” demesi de evet ahlak herkeste olabilir ama Aleyhissalatü vesselam Efendimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyor. Dolayısıyla maneviyatı da ekleyerek aslında kamil ahlakın İslam’da olabileceğine dair de bir mesaj var aslında orada.
Dolayısıyla böyle bir mesajı da ortaya koyup ve bunun da işte yaşayarak o örnekliğini koyması gerçekten çok önemli.
Hocam bugünün genç Müslümanları Erbakan’ın sünnetle irtibatlı mücadelesinden hangi dersleri çıkarmalı?
Hayatına baktıkları zaman şunu çok güzel öğreneceklerdir. Aslında çok şey söyleyebiliriz bu konuda ama en önemli iki tane meseleye odaklanayım bu soru çerçevesinde.
Birincisi şartlar ne kadar aleyhimize olursa olsun moralimizi bozmamak ve umudumuzu kaybetmemek. Çünkü “İman varsa imkan vardır” dedi. Bakın işte “Her bir çiçekle bahar gelmez ama her bahar bir çiçekle başlar” dedi. Bu bir umut işte yani. Umudu aşılıyor her zaman için.
Ve o umudu binlere, milyonlara aşılayarak aslında “Müslümanlar bir şey yapamazlar, Siyonizm karşısında, küresel güçler karşısında bir varlık gösteremezler” diye zihnimizde oluşan ablukayı kırdı aslında o.
Yani zihinde oluşan abluka topraklarda oluşan ablukadan daha tehlikelidir. Ve bunun çok ciddi bedellerini ödedi Müslümanlar. Halen de ödüyoruz yani. Ama o böyle bir ufuk gösterdi. Çok çok kıymetli bir şeydi bizim için.
İkinci bir şey, sonuç ne olursa olsun bizim elimizde olan bir şey değil. Biz seferden sorumluyuz. Zaferden değil yani. O zaman seferde olalım. İstikrarla hak ve inandığımız bir dava için mücadele verelim. Netice, netice bizim işimiz değil. Yani her türlü netice hesabı haddi aşmak.
Biz toprağa tohumu ekeriz. Sonra da Rabbimize deriz: “Allah’ım gönder yağmurunu.” Çabamızı ortaya koyduktan sonra yapacağımız bu ki Erbakan Hoca bize bunu gösterdi.
Ben çok iyi hatırlıyorum o yılları. 90’lı yıllarda falan.
Yani geldiği zaman mesela bizim ilçeye Horasan’a gelirdi. Dinleyen kişi sayısı 100 kişi ya da 200 kişi. Ama binler varmış gibi konuşuyor. Binler varmış gibi. Yani o tarz manzaralara çok şahit oldum ben.
Bu çok önemli bir şey. Bir inanç işte bu. İnanırsanız sayının çok da önemi yok. O birler daha sonra kar topu gibi bambaşka bir enerji oluşturur aslında. Ki ona inandı ve bize onu gösterdi.
Onun için bize düşenin mücadele olduğunu, bize düşenin doğru yerde durmak olduğunu bizlere öğretti. Sünnete dair aslında güncel karşılıklar bunlar.
Değerli hocam son sorum. Şöyle bir soru sormak isterim: Rahmetli Hoca bugün aramızda olsaydı sizce sünnet perspektifinden Müslümanlara hangi uyarıyı yapardı?
Herhalde yine yaptığını yapardı ve ittihad-ı İslam derdi. Müslümanların birliğine ait, ümmetin ayrılıklarını, gayrılıklarını bir tarafa bırakıp, mezhebi, meşrebi, menheci ayrılıklarına düşüp de küresel sistemin önünde yutulacak bir lokmaya dönüşmemesi için ne olursa olsun ve ne kadar zor olursa olsun ümmetin renklerini birleştirerek bu manada bir güç oluşturmanın gerekliliğini söylerdi ve onun için mücadele ederdi.
Hocam Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey varsa?
Bir cümle söyleyebilirim. Erbakan Hoca’nın çok çok ciddi kurumların kurulmasına vesile olduğunu da biliyoruz. Özellikle AGD bu iş için önemli bir miras bize.
Bir de özellikle Avrupa’daki insanların erimemeleri için orada o rüzgâra kapılıp da inançlarından köklerinden kopmamaları için o zaman orada yaptığı o hizmetler de heralde Erbakan Hoca’nın amel defterinin en önemli sevapları olarak ona yazılacaktır. Bunun da anılması gerekiyor.
