Bahattin Elçi
Toplumsal kutuplaşmanın had safhaya ulaştığı günümüzde “hain”, “düşman” ve “ihanet” gibi kavramlar siyasi söylemin merkezine oturmuş durumda. Peki bu kavramları kime, neye ve hangi ölçütlere göre kullanıyoruz? Bahattin Elçi, bu yazısında meselenin yalnızca siyasi bir tartışma olmadığını; aynı zamanda derin bir emanet, adalet ve iman meselesi olduğunu Kur’an ve Sünnet ışığında ortaya koymaktadır.
Kavram Kargaşası: Aynı Kelimelere Farklı Anlamlar
Toplumsal sorunların çözülememesinin en temel nedenlerinden biri, aynı kavramlara aynı anlamı yükleyememektir. Emanet, hıyanet, dost, düşman, güvenlik, korku… Bu zıt kavramlar doğru bir ölçüte oturtulmadan kullanıldığında ne iletişim sağlanabilir ne de uzlaşı mümkündür.
Elçi’ye göre Müslümanların bu sorulara yaklaşım biçimi bellidir: Kur’an ve Sünnet ışığı. Vahiy penceresinden bakılamadığında insan kendi nefsi ve hevası üzerinden değerlendirme yapar; hem kendisi şaşırır hem de başkalarını şaşırtır. Gerçeğe ulaşmanın yolu ise şu hiyerarşiyle mümkündür: Akıl vahye, nefis akla tabi olacaktır.
Musibetlerin Sebebi Ne? Kur’an Ne Diyor?
Elçi, toplumun her kesiminin artık hissedip gördüğü sıkıntıların üst üste yığıldığı gerçeğinden hareketle asıl soruyu sormaktadır: Bu musibetlerin sebebi nedir ve çaresi nerededir?
Yanıtı doğrudan ayetlerden almaktadır:
Dünyada Dar Geçim ve Kur’an’dan Yüz Çevirme
“Kur’an’dan yüz çeviren kavim için dünyada dar bir geçim vardır” (Tâhâ/124). Bu ayet, ekonomik sıkıntıların yalnızca sistemsel değil; aynı zamanda manevi bir boyutu olduğuna işaret etmektedir.
“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız nedeniyledir” (Şûrâ/30) ayeti ise sorumluluğu dışarıda aramak yerine içe yönelmeyi emretmektedir.
Güvenlik, Huzur ve Refah Nimetlerin Şartı
Nahl Suresi’nin 112. ayetinde güvenlik, huzur ve refahın itaat ve şükürle korunabileceği; isyan ve nankörlük halinde ise açlık ve korkunun kaçınılmaz olduğu bildirilmektedir. Elçi bu ayeti toplumun içinde bulunduğu halinin bir aynası olarak sunmaktadır.
Hadisler Ne Diyor? Toplumsal Çöküşün Belirtileri
Elçi yalnızca ayetlerle yetinmeyerek konuyu hadislerle de desteklemektedir. Bu hadisler, toplumsal bozulmanın somut belirtilerini ve bunların sonuçlarını sıralamaktadır:
- Ticaret ve tartıda hile yapıldığında açlık musallat olur.
- Kamu malı çalındığında kalplere düşman korkusu atılır.
- Zina yayıldığında hastalıklar ve ölümler çoğalır.
- Vahiyle değil heva ile hükmedildiğinde öldürmeler artar.
- Ahit bozulduğunda düşmanlar musallat edilir.
- Emanetlere hıyanet, nifak alametlerindendir.
- Fuhuş yayıldığında deprem olur.
- Zina ve faiz yayıldığında azaba müstahak olunur.
Hz. Ali’nin sözü ise bu tablonun özeti niteliğindedir: “Emanetlere riayet rızkı celb eder; hıyanet ise fakirliği ve yoksulluğu…”
Beş Temel Değer ve İslam Hukukunun Güvencesi
Elçi’ye göre din, can, akıl, nesil ve mal olarak sıralanan beş temel değer ancak İslam hukukuyla korunabilir. Faiz temeline dayalı bir ekonomiyle mal ve servet güvenliği sağlanamaz; zira Allah’la savaşanlar kazanamazlar. Canlar kısasla, mal ise zekâtla korunur. Zekât hem malı temizler hem de bereketlendirir.
Bu çerçevede Elçi’nin mesajı nettir: Dinî emanetleri koruyanlar Allah’ın korumasına mazhar olur. Allah’ın dinine yardım edenler Allah’tan yardım görür. Farzlar dini ayakta tutar; haramlar ise onu tahrip eder.
İktidar Korkuyu ve Nefreti Silah Olarak Kullanıyor
Elçi’nin yazısındaki en sert eleştiri bu bölümde yoğunlaşmaktadır. Siyasi iktidara yönelik değerlendirmesi açık ve doğrudandır: İktidar korku ve nefret üreterek varlığını sürdürmekte; güveni ve sevgiyi aşındırmaktadır.
“Hain” ve “Düşman” Yaftalamaları
Muhalif ve eleştirel görüşleri bastırmaya çalışan bir anlayış, “hıyanet” ve “düşman” yaftalamaları aracılığıyla halkı kutuplaştırmaktadır. “Her yerde beka sorunumuz var” tehditleriyle gerçek sorunlar örtülmektedir.
Elçi bu noktada keskin bir soru sormaktadır: Karalanan ve yaftalanan kişilerde bu özellikler yoksa bu vasıflar kime dönecektir? İslam’ın adalet anlayışı düşmanlara bile adil muameleyi emrederken, bu ölçütün dışına çıkmak kulluk haddini aşmak değil midir?
TCK 216. Madde ve İfade Özgürlüğünün Sınırı
Elçi hukuki boyutu da göz ardı etmemektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi suç saymaktadır. Ancak bu madde bir kısım siyasetçilerin beyanları için işletilmemektedir. İfade ve düşünce özgürlüğünün sınırı nerededir? “Hain” veya “düşman” gibi yaftalamaları bu özgürlük kapsamında değerlendirmek mümkün müdür? Elçi’ye göre bu ve benzeri yaftalamalara başvurmak, aynı zamanda fikrî açmazın ve acziyetin bir itirafıdır.
Kutuplaşma Değil, İç Barış: Beka Sorununu Aşmanın Yolu
Elçi, yazısının sonunda mesajını açıkça ortaya koymaktadır: Eğer gerçekten bir beka sorunu varsa bu sorun yalnızca içeride birlik ve adaletin sağlanmasıyla aşılabilir. Halkı kutuplaştırmak ve zulüm uygulamak ise beka sorununu büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Siyasi iktidarın asıl görevi korkuları gidermek, her alanda iç barışı, birliği, güvenliği ve adaleti sağlamaktır. Sevgisiz ve güvensiz bir toplumda imanın tam anlamıyla yaşanması mümkün değildir. Zira Peygamber Efendimiz’in de ifade ettiği gibi güvenilirliği olmayanın imanı da yoktur.
Kurtuluş Tevbe ve Emanete Dönüşte
Bahattin Elçi yazısını bir çağrıyla bitirmektedir: Tevbeler ve istiğfarlarla yeniden Kitap ve Sünnet emanetlerine sahip çıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur.
Bu çağrı yalnızca bireysel bir dönüşümü değil; toplumsal ve siyasi bir yeniden yapılanmayı da kapsamaktadır. Bugün “hain” diye suçlananlar yarın suçlayan konumuna geçebilir. Bu kısır döngüyü kıracak olan şey ise güç değil, adalet; nefret değil, sevgi; kutuplaştırma değil, emanete sadakattir.
