Dağların Yazgısı: Hasret
Derler ki dağların yazgısı hasretlik üzerinedir.
Eski, çok eski zamanlarda güneşe sevdalanmış içlerinden biri. Uzaktan sevmiş, görmek istemiş ama gücü yetmemiş. Seslenmek istemiş, göğü delememiş.
Kavuşmak imkânsız…
Elbette ki imkânsız.
Yağmurlar yağmış, çağlar eskimiş, krallar devrilmiş, saraylar tarumar olmuş; dağın yangını hiç sönmemiş.
Güneş, galaksinin en güzel kızı, en uzak yıldızı.
Dağlanmış Kalpler
Derler ki bulutlar ortaya çıkınca, ay yüzünü gösterip siyah örtüsünü çekince gök, kıyametin en kara hali dağların üzerinde kopunca; efkâr delik deşik edince o koca kalbi, dayanamaz parçalanır ve her gece şelale olur akar gurbet bağrından.
Bu yüzden yaralar içinde kıvranan, kan ağlayan kalbe dağlanmış derler ya…
Tabip derman değildir.
Gecelerin En Uzunu: Esma Nur
Gecelerin en uzunu…
Çocukluğumun üzerinden yıllar geçmiş, İstanbul’da bir tıp fakültesinin son sınıfındayım. Çocuk servisindeyim, son nöbet.
Bir avuç melek, uçmak için vaktini bekliyor.
Esma Nur…
Üç aylık bir bebek. Metabolik hastalığı var, kesin tanı yok. Kan şekeri sürekli düşüyor. On beş dakikada bir ölçüyorum. Parmakları artık iğne izleriyle dolu.
Annesi bir an olsun yanından ayrılmıyor.
“Acımasın” diyor her seferinde.
Ellerim titriyor artık onu tutarken.
“Büyüdüğünde ona söyle” diyorum annesine, “bir gece boyunca seni delen o abla hakkını helal etmeni istiyor.”
Dağ gibiydi annesi.
Ama dağlanmıştı kalbi.
Kanıyordu.
Ve tabip derman değildi.
Mahir’in Hikâyesi
Başka bir zamanın hikâyesinde kahramanın adı Mahir.
Üniversite öğrencisi.
Alkol ve madde bağımlısı.
Dünyadan nefret ediyordu.
İnsanlardan, paraya tapanlardan…
Gülsüm hariç.
Gülsüm, Mahir’in galaksisindeki en parlak yıldızdı.
Bitmeyen yollarda, karanlık köylerde bir evin ışığı gibi…
Aynı sınıftaydılar.
Âşık oldular.
Ama düzen, Gülsüm’ü de çok gördü Mahir’e.
“Hocam… beni terk etti. Dayanamadım, intihar ettim.”
Yirmi iki yıl bir cümleye sığmıştı.
Mahir Ferhat Olamadı
Mahir’in önce bedenini çaldılar, sonra sevdiğini.
Dağları delemedi.
Dağ oldu… bağrı delindi.
Türkü olup Gülsüm’ün diline dolanamadı.
Ahmet Kaya yoktu ki onu şarkı yapsındı.
Evet…
Kanıyordu.
Ve tabip derman değildi.
Tarhana: Şifanın Hatırası
Soğuk bir kış günü…
Zemheri.
Çok küçüğüm.
Annemden tarhana istemişim.
Komşumuz Birsen teyze pişirmiş.
Sıcak, buharlı, şefkat dolu…
Şifaya, komşuluğa, kışa vurulmuşum.
Keloğlan ne bilge kahramandı.
Son Söz
Mahir’e bir kaşık tarhana iyi gelsindi.
Esma Nur’a şifa olsundu.
Dağların yangını sönsün.
Güneş açsın.
Bulutlar kaybolsundu.
“İflah olmaz rüyalarımız vardı, tarhana kokusuyla uyanır ve dağlara inanırdık.”
Yazan: Fatma Hakkoz
