Siyah Güller Ak Güller

0 yorumlar
Siyah Güller Ak Güller

Yanık Yağda Boğulan Yapıların Arasında

“Yanık yağda boğulan yapıların arasında
Delirmek hakkını elde bulundurmak
Rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
Bana deha değil
Belgeler gerekli”

Yorgun Şehir İstanbul ve Zıtlıkların İçinden Geçen Bir Yolculuk

Birinden diğerine ulaşılması imkânsız gözüken iki kıtayı usulca birleştiren köprülerine yaklaşılırken, radyoların içgüdüyle trafik muhabirlerine döndüğü yorgun şehir İstanbul’da, camları Arapça bezeli bakkallar veya bakkalların camlarındaki Arapçalar artar.

“Yirmi seneye kalmaz ya Suriyelilerin teni açılır ya da Türklerinki kapanır.” sözü artan evliliklerle açıklanır. Taksilerin ön camları, akşamları trafikten öfkeli şoförün iç çekişleriyle buğulanır. Saat ikindiye yaklaşırken, sırt çantasına diş fırçası koyuşu ve gün henüz bitmeden koparılacak son takvim yaprağıyla o mekân için zamanı durdurmaya hazırlanırken gergin oluşu yalnızca bunlarla açıklanamazdı.

Bir yolculuğa hazırlandığı belliydi. Yaşamın içinde barındırdığı zıtlıkları konuşurken bir arkadaşı, doğa ve varlıkla asla ilişkilendirilmeyecek bir şeyden; modern klimalardan bahsetmişti: “Bizi serinletirken dışarıya sıcak hava veriyor, varlığın doğasında bu zıtlıklar var!”

Tedbir ve Toyluk Arasında: Yolculuğun Eşiğinde

Bu yolculuk, hayatında bir şeylerin değişmesi için planlanmamıştı. Ancak en azından yeni bir yolculuğa ve onun getireceklerine cesaret etmiş olması bile, bir meydan okuyuş olduğunu düşündürüyordu.

Harekete henüz on sekiz saat varken, diş fırçası gözden çıkarılmıştı. Yeni bir yolculuk, her bitişin ardındaki zorunlu başlangıç demekse bu bilinmezlik elbette tedbiri gerektirirdi. Lakin başlangıcın içinde barındırdığı toyluk ve heves; diş fırçalayacağı ön kabulüyle çıktığı yolda şimdiden etkisini gösteriyor; bu akşamki fırçalamayı es geçmişti.

Abisinin verdiği “şeker yeme” örneği aklına geliyor: Yoğun tatlılıktaki şeker acemilikle ısırılınca heyecan, aşırı yüklenme ve sağlıksız bir telakkiden başkası kalmaz. Emerek yendiğinde ise alışmışlık ve nazlı bir bezginlik olur. Hayat, ısırılan değil emilen şeker tadında devam eder.

Abisi ardından ağabey, abi, abe kelimeleri üzerinden nostalji, tercih ve dilin dönüşümünü hatırlatırdı.

Bir Otobüs Yolculuğunda Zaman ve İnsan Manzaraları

Onu uyandıran müzik değil, karşılaşacağı manzaraydı: Torunun isteğiyle telefon zilini ayarlamış bir dede, ilk çağrıyı açamayınca şaşkına dönmüştü. Muavin bu durumu önemsemiyor, yolcular ise otobüsün son dönem skandallarına rağmen ilgisizdi.

İhtiyar, cevapsız çağrıyı geri aradı. Telefonda “iyiyiz, sağ olun” dedikten sonra, hanımının gereksiz sorusunu karşı tarafa ait sanarak “herhalde nerede olduğumuzu sordu” diye yanıtladı. Bu iki ihtiyarın, birbirlerini merak etmeye de ihtiyaçları olduğu açıktı.

Taşra, Zıtlıklar ve Sadık Hayvanlar

Otobüs onu köy dolmuşuna bineceği kasabaya bıraktı. Müdavimi bol bir kahvenin önündeki iskemleye çöküyor. Katılmasa da “takıntılısın” diyen arkadaşları vardı, ama yol boyunca berbat klima örneği aklından çıkmamıştı.

Etrafına bakınca, dindarlık oranının şehirden farklı olmamasına rağmen, burada kimsenin oruç tutmamayı göze alamadığını fark etti. O sırada, köye dolmuş çeken Menderes’in neredeyse hareket etmek üzere olduğunu gördü.

Dolmuşun önünde, kavga etmeyi yeni öğrenecek iki küçük, utangaç kedi ve köpek vardı. Çirkinleşmiş ama sadık köpekle, sevimli ama nankör kedi yavruları arasındaki fark, doğadaki zıtlık fikrini tekrar aklına getirdi.

Dolmuşta Kırsalın Ruhu ve Doğanın Ritmi

Minibüsü park yerinden çıkarırken en arkada oturan yaşlı bir yolcu komutlar veriyor. Geri gelmesini isterken kullandığı ses tonu, sadece dolmuşun geri gelmesini değil, başka şeyleri de istediğini düşündürüyordu.

Ağaçlarla dolmuş arasındaki rutin selamlaşma başlamadan, Menderes selamı almış gibi, kapıyı tam kapatmadan ama ani hızlanmalardan da vazgeçmeden yola koyulmuştu. Şoförlüğündeki aksilik, sadece iklim değil, doğanın ritminden de besleniyor gibiydi.

Ortalama Bir Köyün Günlük Gerçekliği

Köyde gençler, hayattan kaçırdıklarının ve kaçıracaklarının farkında, boş vermişlik ve umut arasında gidip geliyordu. Elektriklerin gittiği bir anda, başarısız lamba açma girişimlerini fark etmek mümkündü.

Köylerinde beş vakit namazı kıldıran genç, temiz yüzlü bir imam vardı. Onu ortalama yapan genç oluşu değil, cemaatten gördüğü hürmetti. Yaz tatiliyle nüfus artınca, milli maç akşamı yatsı ezanından sonra kimse gelmeyince koşarak evine dönmüştü bir keresinde.

Ahali, esasen ihtiyacı olan saygıyı hocalara, özellikle de emeklilerine ayırırdı. Bu genç imam, müstehzilik ve hayat doluluğu ile birlikte aldığı saygıyla diğer gençlerden ayrılıyordu.

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın