İnsani Olgunluk Üzerine Bir İçsel Yolculuk

0 yorumlar
İnsani Olgunluk Üzerine Bir İçsel Yolculuk

Asilikten Kibre, İbretin İnşa Edici Gücü

Yaşadığımız sıkıntılarda asi olmadığımız kadar, mutluluğa ulaştığımızda da kibirli davranmaz isek umulur ki güzel insanlar oluruz. Başımıza gelenleri, gördüklerimizi yalnızca aklımızla değerlendirdiğimizde; öfkeye, kine, riyaya, nefsimize yenileceğimiz aşikârdır.

Güzel insana düşen, başına gelenlerden ibret almaktır. İbret, her ne olursa olsun, yaşadığımız olaylardan “Nasıl daha güzel insan olurum?” sorusunu çıkarabilmektir.

Anne ve babamız dâhil, her dem suçlayacağımız birilerinin olması; büyük ve ömrümüz boyunca düştüğümüz bir çukurdur. Birilerini suçlamakla ömrümüzü tüketemeyiz. Bizler insanlara, olaylara, yaşananlara ibret gözüyle bakmalı ve yürümeye devam etmeliyiz. Belki de bunun içindir ki durup durup, “yolda olmak ve yürümek iyidir” diyorum.

Şükür ve Sevgide Manevi Bir Derinlik

Dağlım, limanım, iris çiçeğim…

Seninle, varlığının yediveren mutluluğuyla hayatı her gün yeniden yaşıyorum. Hüzünlü ve özlem doludur sevgim. Bunları yazıyor olmam seni üzmesin; çünkü her ne yazarsam yazayım, gizlilerde hangi türküleri söylersem söyleyeyim, bilmelisin ki gönlümden şükür düşmüyor.

Sevmek ve insanı erdemli kılan bütün sıfatlar ancak ve ancak şükürle anlam kazanır. Şükretmeyen insanlardan uzak durmanı söylersem, iddialı bir şey söylemiş olmam.

Nefisle Hesaplaşmak ve İçsel Uyanış

Dağlım, limanım, iris çiçeğim…

Nefsimizin hatırlattığı, önümüze çıkardığı soruları cevaplayalım cevaplamasına da, soru da cevap da bizde kalsın.

O nefsimiz ki geçmişimizi delik deşik eder, yalancı defineleri önümüze serer, unutulmuşu hatırlatır, küçüğü büyültür. Eksiği, hatayı, yanlışı görmeye heveslenir de paçasının kirine, dilinin pasına bahane üretir.

O nefis ki damarlarımızda kan; o nefis ki gözümüzün üzerindeki kaştır, Dağlım. Duam, nefsimize kolay ve canımıza minnet fırsatlar vermeyelim.

Hayatın Dengesi: Azla Yetinmek ve Hareket Etmek

Dağlım, limanım, iris çiçeğim…

Büyüklere “büyük” olmadan kulak vermek gerek Dağlım. Çok uyumak, çok konuşmak ve çok yemenin iyi olmadığını söyler büyükler. Bunu söyleyen büyüklerin, bu “yapılmamasını” söylediklerini kendi hayatlarında test ettiklerini sanıyorum.

Ne zaman “doyasıya” yemek yesem, rehavete düşüyor, okumuyor, yazmıyor, boş veriyorum.

Uzun uzadıya felsefe, sosyoloji, psikoloji okumaya gerek yok. Hepimizin ortak çukurlarından olan bu “çoklara” dikkat etmek lazım. Oturmaktan, bahane üretmekten, öfkesinden, paranoyasından yorulanlara nispetle yürürken yorulmak da şükretmeye dâhildir, Dağlım.

Sevgi, Kalp ve İyilik Coğrafyası

Dağlım, limanım, iris çiçeğim…

Kalbinin coğrafyasını geniş tut ve insanlara tebessümden başka ön yargın olmasın, Dağlım.

Ömrümün sen olmadan geçen kısmını sanki hiç yaşamamış gibiydim ve “seni bir cennet kapısı arar gibi arıyordum.” Buldum, nimet saydım, şükrettim.

Hayata uyanınca hamd ediyor ve sevmek diyorum; sevmekse senin adın oluyor. Zaman zaman sana uzak düşebilirim, fakat bilmelisin ki ya seninleyim ya da seni özlüyorum.

“Aylar, tıpkı günleri sayar gibi parmağınızla çabucak sayabileceğiniz ölü zaman parçalarından ibarettir yalnızca.”

Metrelerle ölçülen uzaklığın gönlümde karşılığı yok, senin de olmasın Dağlım.

Merhametsizlik ve Kibrin Zehri

Geçenlerde yaşlı bir insandan duydum:

“Olanın zararı olmaz!”

Bu cümleyi de gönlüne yaz ve unutma iki gözüm.

Merhamet, adalet, şefkat ve vicdan yoksunu insanların çevrelerine ne denli zarar verdiklerini göreceksin. Yürümektense oturdukları yerden ahkâm kesenlerin, yokluklarından gelen komplekslerle nasıl da bozguncu olduklarını fark edeceksin.

Gönlü gani fakirlere kurban olsunlar, sen sen ol, “fakirlerden” uzak dur Dağlım.

Manevi Sabahlar ve Sonsuz Sevgi

Dağlım, limanım, iris çiçeğim…

Sabah.

“Bulutların arasından yeni yeni kendini göstermeye başlayan şafağın gülpembeliğiyle” özlüyorum seni.

Sen ki yüzümün aydınlığı, gönlümün muskası! Yaşadığım bütün sabahları seninle karşılamak isterdim.

Gecenin ardından gündüzü, karanlığın ardından aydınlığı var eden Rabbimiz’e beraberce dua etmek isterdim.

Sardunya ve menekşelerime su verirken, birbirimize ne kadar da çok benzediğimizi düşünüyorum. Uzağım, yakınım, Dağlım.

Son okuduğum tarihi romanda “Inhobbok…” diye bir kelime vardı.

Maltaca “seni seviyorum” demekmiş.

Biliyorsun, ben seni bütün yollarda ve şehirlerde sevdiğim gibi, bütün dile gelen dillerde ve dile gelmeyen duygularla da seviyorum Dağlım.

Inhobbok!

Allah esirgeyen ve bağışlayandır!

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın