Siyonizm’in Küresel Yönetişimi: Epstein

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Maşuk Özyaramış kaleme aldı

0 yorumlar

İblîs, “Senin kudretine andolsun ki rabbim, içlerinden samimi kulların hariç, insanların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” dedi.  (Saad/80-82)

Şeytan: “Ya Rabbi! Senin izzetine yemin ederim ki ruhları bedenlerinde oldukları sürece, kullarını saptırmaya devam edeceğim. Rabbimiz de şöyle buyurdu: ‘İzzetime ve celalime yemin ederim ki onlar benden bağışlanmayı talep ettikleri sürece, ben de onları affetmeye devam edeceğim.”  (Müsned, 3/29, 41; Ebu Yala, hadis no: 1399)

Jeffrey Epstein vakası, yalnızca bireysel bir suç dosyası değil; küresel elitlerin, güç ilişkilerinin ve ahlâk krizinin uluslararası sistemdeki sembolik bir yansımasıdır. Çocuk istismarı, insan kaçakçılığı ve siyaset, sermaye, medya, akademi v.b. gibi alanlardaki örtülü/açık ilişkiler, Batı merkezli Siyonist küresel sistemin izdüşümünü gözler önüne serdiği gibi, meşruiyetini sorgulanır hâle getirmiştir. Bu yazımız Epstein olayı özelinde uluslararası sitemi ahlâk ve adalet ilkeleri çerçevesinde analiz edecektir. Bu çerçevede Epstein vakasının istisnai değil, aksine mevcut küresel sistemin yapısal bir sonucu olduğu ortaya konulacaktır.

XX. yüzyılda küresel siyasette yaşanan gelişmeler neticesinde modern uluslararası sistem, liberal demokrasi ve insan hakları söylemleri üzerine inşa edilmiştir. Bilişim, iletişim ve ulaşım alanlarındaki baş döndürücü gelişmeler literatürde kendisine küreselleşme fenomeni altında yer bulmuştur. Dolayısıyla liberal demokrasi ve insan hakları; küreselleşme ile kültürel, sosyal, siyasi v.b. gibi alanlarda tek tipleşmiş bir dünyayı oluşturmuştur. Tek tipleşen dünyanın modernist ve postmodernist kavramları olarak demokrasi, insan hakları, özgürlükler ön planda tutulmuştur. Mevcut uluslararası sistem uluslararası arenada tek aktör olarak devletleri kabul etmektedir. Bunun yanında küreselleşme sürecinin doğrudan sonucu olarak gerek ulus-altı ve gerekse ulus-üstü bir çok aktörün varlığından söz edilebilir. Uluslararası şirketler, sivil toplum kuruluşları, spor kulüpleri, sanatçılar v.b. birçok aktör günümüzde uluslararası siyasete etki edebilmekte ve bunlarda artık aktör olarak kabul edilmektedir.

Geçtiğimiz ay boyunca tüm dünyada gündemin ilk sırasını ABD Adalet Bakanlığının (Department of Justice) yayınladığı Epstein dosyaları meşgul etti. Açıklanan dosyalar, dosyalardaki sansürlenen bölümler ve açıklanmayan dosyalar üzerinden şu çok rahat ifade edilebilir ki, bu olay yakın gelecekte de ziyadesiyle gündemi meşgul edecektir. Jeffrey Epstein vakasının yukarıda ifade edilen aktörler arasında oluşturulan bir ağ olduğu ve bu ağla uluslararası siteme yön verildiği ilk dikkat çeken noktadır. Bu ağ ve benzeri ağlar küresel sistem içerisinde siyonizme bağlı bir yönetişim sistemini tesis etmektedir.

Epstein vakasının öne çıkan iki karakteri vardır. İlki Jeffrey Epstein, lise mezunu sıradan bir ABD vatandaşı iken ülkenin elitlerinin çocuklarının okuduğu bir lisede öğretmenlik yapmış, burada edindiği zengin çevrenin yatırımlarına yön vererek birden en zenginler listesinde kendisine yer bulmuştur. Diğer öne çıkan karakter Ghislaine Maxwell’dir. Ghislaine, İngiltere ve Fransa kaynaklı medya patronu olan Robert Maxwell’in kızıdır. Babasının şüpheli intiharından sonra girdiği bunalımdan Epstein ile tanışması sonrası kurtulmuştur. Burada sözü geçen tüm kişilerin Yahudi olduğunu ve özellikle Mossad ile ilişkileri olduğu kamuoyuna birçok defa yansımıştır. Dolayısıyla Epstein olayında kurulan ağın siyonizmle olan organik bağı bariz şekilde gözler önündedir.

Burada en önemli hususlardan biri kurulan ağın elit insanlar üzerinden kurulmuş olmasıdır. Yani ağdaki tüm bireyler ve bireylerin temsil ettiği kurumlar uluslararası aktör konumundadır. Bu ağ doğal süreci gereği sürekli büyüyen ve genişleyen bir ağdır. İş ve finans dünyası, siyaset, spor, sanat, akademi gibi başlıca alanların önde gelen isimlerinin hepsi bu ağa dahil edilmiştir. O kadar ki son beş ABD başkanının ismi doğrudan suç unsuru teşkil edecek şekilde Epstein dosyalarında yer almaktadır. Mesela Baba Bush’un belgelerde nasıl yer aldığı öyle anlatılabilecek cinsten değil. Malum tek kutuplu küresel sistemde ABD Başkanı demek dünya siyasetini doğrudan şekillendirmek demektir. Bunun yanında özellikle pandemi ve iklim değişikliği konularında ismi soru işaretleriyle ön plana çıkan Bill Gates bu dosyalardan bir türlü kendisini soyutlayamamaktadır. Bu iş sadece kapitalistlerle de sınırlı kalmamıştır. Kendini ‘anarko-sendikalist ve özgürlükçü sosyalist’ olarak tanımlayan; dünyada sosyalizmin yaşayan en tutarlı savunucusu ve teorisyeni olan Amerikan sosyalizminin öncüsü Noam Chomsky ve eşinin ailece Epstein dosyalarında yer aldığı görülebilir.

Tesis edilen bu ağ ve benzeri ağlar ile yönetilen uluslararası sistem kulağa hoş gelen kavramlarla gösterilsede, uygulamada ciddi ahlâkî çelişkiler barındırmaktadır. Jeffrey Epstein vakası, bu çelişkilerin görünür hâle gelmesini sağlayan çarpıcı örneklerden biridir. Elbette ki söz konusu olay magazinsel boyutuyla ele alınmamalıdır. Bunun yanında Epstein olayını yalnızca adli bir vaka olarak da okumak doğru olmayacaktır. Zira magazinsel boyutu ‘şüyuu vukuundan beterdir’ kaidesinin sonucu olarak toplumun söz konusu kirli ilişkileri sıradanlaştırılması tehlikesini doğurmaktadır. Nitekim özellikle iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin menfii olarak kullanılması sonucunda eskiden ar damarımıza dokunan ve küresel bir kabulle ayıp olarak görülen ne varsa bugün yine küresel bir kabulle temel insani haklar olarak empoze edilmektedir.

Yine de bu çerçevede şu söylenebilir ki insanın en karanlık ve en derin tarafı hedonizm ile ortaya çıkmaktadır. Sınır tanımayan ve sıradanlaşınca yeni arayışlara insanı sevk eden ‘zevk anlayışı’ nın belirli bir eğitim ve kültür seviyesine sahip insanlara bile pedofili, çocuk kurban etme, kanını içme ve etini yeme gibi suçları işletmektedir. Nitekim Epstein olayında bu hedonistik anlayış bal tuzağı olarak kullanılmıştır. Tüm bunların kabalistik kültürün doğrudan çıktıları olduğunu yani şeytani bir aklın ürünü olduğu vurgulanmalıdır.

Bu noktada Epstein vakasının küresel sistemin ahlâkî ve yapısal krizinin bir göstergesi olduğu görülebilir. Yani bu şeytani akıl eşeğin aklına karpuz kabuğu kaçırmaktan çok öteye gider. Mossad gibi kurumsal bir akılla desteklediği Epstein ve etrafındaki adamları arasında dikey bir hiyerarşi ile sebep ve sonuçları birbirine bağlar. Epstein sıradan bir adamken tesadüfen karşılaştığı milyar dolarlık Yahudi iş insanları ile kurulan iş ilişkileri ile birden milyarlarca dolara sahip ve bunun dışında yine milyarca doları yönlendirebilecek bir pozisyona gelir. Doğal olarak bu paralarla hedonistik amaçlar çok kolay hale gelir. Ada, uçak ve komple binaları suçun her türlüsünü kolaylaştıracak ve teşvik edecek ekipmanlarla donatır. Öyle ki New York’taki Epstein’e ait binada tüm meslek gruplarına, yaş gruplarına, cinsiyetlere özgü ve tüm tarzlarda kıyafet ve kostümler bulunmuştur. Elbetteki tüm bunlar sadece hedonizm ile sınırlandıramaz.

Materyalist felsefe insan davranışlarının kaynağını dünyevi, toplumsal ve psikolojik süreçlerde arandığı çıkarımında bulunulabilir. Dolayısıyla çözüm önerileri bu süreçlerden doğar. Yani insan davranışını suçtan alıkoyan denetim mekanizmaları, klasik ve modern düşünce geleneklerinden hareketle dört temel düzlemde ele alınabilir:

1.     Devlet (hukuksal–kurumsal denetim ve ceza); Aristo bunu devlete bağlar ve “Devlet, yalnızca yaşamak için değil, iyi yaşamak için vardır.” olarak ifade eder.

2.     Toplum (ayıplama/itibar kaybı); Durkheim bunu “Suç, kolektif bilincin ihlalidir ve ceza bu bilinci onarmaya yarar.” olarak ifade eder. Yine Ruth Benedict bunu “Utanç kültürlerinde yanlış, başkaları tarafından görülmekten doğan korkudur.” şeklinde tanımlar.

3.     Vicdan (bireysel iç denetim); Kant bunu “Vicdan, insanın kendi kendisini yargıladığı iç mahkemedir.” şeklinde tanımlar.

4.     Aşkın/metafizik denetim (Tanrı korkusu); her ne kadar Kant seküler vicdanı savunsa da, geç döneminde “ahlak yasasının tam anlamını bulabilmesi için Tanrı ve ölümsüzlük varsayılmalıdır.” sözleriyle Tanrı’yı ahlakın teminatı olarak göstermiştir.

Görüleceği üzere Epstein olayında bahsi geçen olaylarda Batı elitlerinin yukarıda ifade edilen normlardan tamamen azade olarak hareket ettikleri görülür.  Epstein ağındaki siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler ve medya figürleri arasında kurulan ilişkiler üzerinden küresel elitizmin kapalı yapısının ne olduğunu gözler önüne sermektedir. Elitler arasında kurulan ağ ile Siyonizm’in kendisi dışındaki gerek bireysel ve gerekse kurumsal aktörler arasında tesis ettiği yatay hiyerarşi ile dünyayı nasıl yönettiği görülmektedir. Diğer taraftan dosyanın uzun süre örtbas edilmesi, hafif cezalar ve şüpheli ölüm süreci, hukukun güçlüler lehine nasıl esnetildiğini göstermektedir. Yine Batı elitlerinin müthiş bir kibirle ‘bana birşey olmaz’ algısına sahip olduğu görülür. Öyleki açıklanan 3 milyonun üzerinde yazılı belge, 180 binin üzerinde fotoğraf ve 2 binin üzerinde video tüm işlenen cürümlerin (her ne kadar bir kısmı gizli kayıt olsada) alenen yapıldığını göstermektedir.

            Peki bu belgeler neden açıklandı? Bu konuda iki çıkarımda bulunulabilir:

İlk olarak Siyonizmin bu kartı özellikle Aksa Tufanı sonrası bozulan imajını ve kaybetmeye başladığı uluslararası desteği sürdürebilmesinin bir yolu olarak ortaya sürdüğüdür. ABD’nin İran’a müdahalesi için Trump’a bir şantajdan daha ziyade başta ABD olmak üzere söz konusu olabilecek tüm aktörlerin Siyonizm’e hep ‘destek tam destek’in tekrardan tesis etmektir. Nitekim Rus siyaset bilimci ve stratejist Alesandr DUGİN buna dikkat çekmiştir. Yazımızın başında belirttiğimiz tüm dünyanın gündeminde olması bunu doğrulamaktadır. Zira konu bütün ay boyunca gündemde tutulmuştur. Üstelik suçun sabit olduğunu gösteren birçok maddi delil olmasına rağmen açılan tek bir dava bulunmamaktadır. Yani Siyonizm Epstein ile kurmuş olduğu yönetişim ağında bulunanlara ‘gözüm üstünüzde’ diyerek sürdürülebilir bir kontrolü ‘kontrollü bir krizle sağlamaktadır.

İkinci olarak ABD içindeki ulusalcı kanadın ABD’yi Siyonizm’in kontrolünden kurtarma hamlesi olduğu çıkarımıdır. Bu çıkarım özellikle Henry Kissenger’in Diplomasi kitabındaki ABD içindeki küreselci-ulusalcı ayrımını belirttiği ilk bölüm okunduğunda daha iyi anlaşılacaktır. Demokrat veya Cumhuriyetçi ayrımından bağımsız olarak her iki tarafta da daha milliyetçi bir anlayışa sahip olan ulusalcıların Siyonizmin boyunduruğundan kurtulma mücadelesi Epstein dosyalarının ortaya çıkarılması kartını ortaya sürmüş olabilir. Ocak 2024’te New York’ta sinegog altında bulunan gizli tüneller de bu kapsamda değerlendirilebilir.

Sonuç olarak dün WikiLeaks, bugün Aksa Tufanı ve Epstein bize göstermiştir ki Siyonist-Kapitalist küresel sistem güç–örtbas–yapısal çürüme çerçevesinde yok olmaya doğru gitmektedir. Epstein vakası, küresel sistemin ahlâkî meşruiyetini derinden sarsan bir göstergedir. Epstein bir kişi değil, bir zihniyettir ve kurumsallaşmış bir yapıdır. Epstein, hedonizmin kurumsallaştığı bir dünyanın ürünüdür. Epstein’in kendisinin belgelerde David Rockefeller ile görüşmelerini ve dahası kendisinden aldığı destekleri ifade etmiştir. Cennet mekan Erbakan Hocamızın Rockefeller’ in 300’ler Meclisinde yer aldığını söylediğini hatırlatmakta fayda var. Zira Gizli Dünya Devleti kitabında belirtilen bir Amerikan Doları üzerindeki piramitte hiyerarşik olarak her şeyi gören gözün altında 3’ler Meclisi onun altında 33’ler Meclisi ve onunda altında 300’ler Meclisi bulunmaktadır.

 

İlgili Yazılar

Bir Yorum Yapın